Taştan Pamuğa


Taşlar neden serttir? Bu büyük kayalar, nasıl olur da bu kadar sert ve bizi taşıyabilecek bir haldedir? Bir taşın derinliklerine inersek, her şey moleküler düzeyde atomlarının birbirine sıkıca bağlanması ile başlar. Birbirinden ayrılmak istemez gibi bir sürü atom sıkı sıkıya bağlanmış ve dokunduğumuzda o sert hissi veren taşı oluşturmuş, taş bu sert hali ile beraber, taşıyan, olduğu yerde kalan, yuvarlanan, un ufak olan, bazen kaçınılan, güç dağıtan, etkileyen gibi pek çok rollere bürünmüştür.

Dışarıda taş vesilesi ile görünen bu sertlik hali, zamanın çoğunda kendi yaşamımızda da vardır. Bir taşa sertlik katan moleküler bağların, dikkatlice baktığımızda kendi hayatımızda da olduğunu kolayca görebiliriz. Çok sevdiğimiz eşyalarımıza, ideallerimize, kişisel çıkarlarımıza, hırslarımıza, birikimlerimize, ürettiklerimize ve hatta unvanlarımıza sıkı sıkıya bağlı olabiliriz. Dünyanın bize sunduğu bu ödünç şeyleri bir türlü vermeyiz, veremeyiz. Bizi de hayatta bir taş kadar olmasa da gittikçe katılaştıran, pamuk gibi yumuşacık olmaktan uzaklaştıran bu katı bağlarımızdır. Bu nedenledir ki onları kaybetmekten de korkar, bağlandıklarımızı koruyabilmek için kapılarımıza aşılmaz kilitler, zihnimize endişeler döşeriz. Ve gün gelir, tüm bu bağlı olduklarımızı bir daha kullanmamak üzere burada, asıl yeri olan dünya üzerinde bırakıp göç ederiz. Bundan önce ise, yani biz bağlandıklarımızı bırakmak zorunda kalmadan çok önce, çevremizde bizden daha önce göç edipte bağlandıklarını burada bırakmış dostlarımız vardır. Ölüm bizi bir an olsun düşünmeye, sorgulamaya sevk ediyor ise, amacını biraz olsun yerine getirmiştir. Ancak ne var ki çok geçmeden eski alışkanlıklarımıza geri dönme eğilimindeyizdir. Eşyalarla kurduğumuz bu inanılmaz ilişki, bizi gittikçe sertleşmeye, yuvamızdan, evrenin asıl yasası olan süreksizlik yasasından uzaklaştırarak, bize tükenmez kalemin bile aslında tükenmekte olduğunu unuttturur. Bunu kırmak ise bizi gittikçe özgürleştiren bir deneyimdir. Taştan pamuğa dönüşmenin en önemli adımı alışkanlığımızın tersinde uygulamalarla bu yola adım atmak olabilir. Hayatta bu kadar bağlandığımız her ne varsa, kolye, kitap, kalem, dvd koleksiyonlarımız gibi pek çok bağlandığımız şeyi ufak ufak paylaşma deneyimine başlayabiliriz.

Nesnelerden ziyade, bağlandığımız en önemli şeylerden biride deneyimlerimiz, hatıralarımız olabilir. Hafızamızın en ücra köşelerine sakladığımız bu anılar da bizlerde geçmişe dair sıkı bağlar ve birikimler oluşturur. Oysa hayattaki her şey süreksizdir. Bu evrensel yasaya ne kadar çok direnirsek, acıda o kadar bizimledir. Mutlu olma isteği de bir tür bağlanma halidir. Tabi ki evrendeki tüm canlılar içsel olarak mutlu olmayı diler, ancak bu bir tür gelecek beklentisine dönüşürse asıl amacından çıkarak bizi acıya sürükleyebilir. Dergi ve televizyonlarda gördüğümüz mutlu insan tabloları, zihnimize dikte edilen bir tür birikimle bizi farkında olmadığımız ''mutluluk'' kavramına bağlı hale getirebilir. Bu bağlılıkta, farkında olmadığımız eylemlere dönüşerek, yaşadığımız herhangi bir acıdan kaçma eğilimine, ve hemen acıyı örtbas edip mutlu olmak için çırpınmamıza neden olur. Buradaki en önemli nokta, mutluluğu bağlanılacak bir hayat amacı haline getirmeden, o an ki hislerimize kucak açmaktır. Acı ise acı, tatlı ise tatlı.. Her ne geldiyse onunla ilişki kurmak günümüz çağının mutluluk oyununu bozacak çok önemli bir adımdır. Böylece, hayatla daha yürekten bir ilişki kurmaya başlarız. Hayattaki süreksizlik yasası, acı hissettiğimiz durumlarda da hayata güvenerek nefes almamızı kolaylaştırır.

Paylaşmak, nesnelere, anılara, geçmişe, mutluluk hissine bağlanmadan yaşamak kalbimizi bilinmeyene ve yaşama açmaya, o hep kaçtığımız acının aslında kötü bir şey olmayıp ruhsal olarak büyüyüp gelişmemize yardımcı olduğuna, her anın tadını hissederek yaşamımıza olanak sağlar.

Bugün sizin için değerli olan ama paylaşamadığınız bir eşyanızı, biriyle paylaşabilir misiniz? Bu deneyimi tadabilir misiniz?

Bugün mutluluk hissine bağlanmadan yaşamayı deneyebilir misiniz?

Bunlar sizin için şu an mümkün değilse, kendinizi zorlamadan, nedenini kendi içinizde anlamaya çalışıp hazır hissettiğinizde tekrar deneyebilir misiniz?


Farkındalık içinde bir gün dileğiyle...

CONVERSATION

0 yorum:

Yukarı
Git