Hangisi Senin?


   1993 yılının ilkokulun ilk günü çıktığım teneffüste, içimde, hayatımda hiç görmediğim kadar yaşıtımı aynı yerde görmenin yarattığı şaşkınlığın dışında, beni minik ayaklarım için uzun gelen koridorları geçip bahçeye çıkartan merakım ve daha annemin yeni almış olduğu ve çok hoşuma giden pembe suluğumu sınıfta tek başına bırakmış olmanın endişesi vardı. Teneffüs sonunda yeni keşifler yapmış olarak çalan zille birlikte sınıfa doğru yönelmişken gördüğüm görüntü beni çok şaşırtmıştı. Benim pembe suluğum bir başka kızın boynunda asılıydı. Benim suluğumu sen nasıl alırsın diye bir hırsla, kızın boynundaki suluğun askısına asılarak ondan geri almaya çalışmamı gören sınıf annemiz bizi zar zor ayırmış ve beni sakinleştirmeye çalışarak suluğumun sınıfta beklediğini söyleyip, beni sınıfa götürmüştü. Bir de bakmıştım ki suluğum gerçekten de bıraktığım yerde beni bekliyor. Akşam, yaşanan olayı duyan babam ise suluğa bir etiketle benim ismimi yazmış ve böylece kimseye zarar vermeden onu ayırt etmemi sağlamaya çalışmıştı.
Yukarıda ki yazıda -im ve -ım iyelik eki almış, sahiplik belirten kelimeleri bul...
Ayaklarım, merakım, suluğum....
Şimdide kendi hayatında iyelik eki almış, sahip olduğun kelimeleri bul...
Evim, arabam, işim, param, hesabım, kitabım, telefonum, bilgisayarım, arkadaşım, sevgilim, eşim, çocuğum, kıyafetlerim, facebook hesabım.
ya da
Sevgim, öz saygım, dürüstlüğüm, yaratıcılığım, öz güvenim, merakım, yalanlarım, doğrularım, inançlarım, kurallarım, hayallerim...
Ve daha fazlası.
Yukarıda belirtilenlerden birçoğu yaşamının parçası olan ögeler. Peki hangileri gerçekten senin? Bir iyelik eki Türkçe'nin kendi kuralıdır ve Türkçe'ye aittir evet ama daha ilk okulda öğretildiğini düşündüğümüz bu kural aslında çocuklukta ailemiz tarafından öğretilmiş, yaşamımızı sürdürmemiz için bize devredilmiş gizli bir yüktür. Öyle bir yüktür ki aslında farkında olmadan yıllar boyu üzerimizde taşır, nesilden nesle de aktarmaya çalışırız.
Sahip olduğunu sandıklarını bir düşün. Hangileri gerçekten senden alınamaz?
Bu dünyaya geldiğimizde çırılçıplak, bankada hesabı olmayan, kariyeri, işi gücü olmayan tamamen savunmasız bir bebektik. Ve hayat bizi bugünlere taşıdı, büyüttü korudu ve geliştirdi. Belki de bebekken, şu an sahip olduğumuz bilinç ve bilgi düzeyine sahip olsaydık korkudan çıldırıp bu halde yaşamımı nasıl devam ettirebilirim diye dertlenip dururduk. Ne var ki bir bebeğin evrene olan sonsuz güveni, yetişkinlikle birlikte sona erdi. Artık günümüzde paramız, evimiz, arabamız, telefonumuz, işimiz, marka kıyafetlerimiz olmadan yaşam olmayacağına inanır olduysak bu gerçeklerin farkında olmadığımızın en basit ispatıdır. Bunlar olmadan yaşayabileceğimizi bizler kendimize bebeklikten bugünlere gelerek ispatlamış olsak da, bugün sahip olduğumuzu sandığımız şeylere gizli kölelik eder olduk. Bu sadece bir ev ya da maddi bir şey değil aslında bir arkadaş ya da kaybetmekten korktuğun bir sevgili içinde geçerli. Ancak ne var ki özgürleşmeye günden güne daha çok önem verirken, korku ve isteklerimize duyduğumuz bağlılıkla yönetimi onlara devrettik. Bir şeye sahip olmayı sanmak yetmedi onu kaybetmenin getirdiği korku bizi onun kölesi haline getirdi. Ve bu kölelik sayesinde asıl bizim olan değerlerimizden, kurallarımızdan vazgeçtik.
Herhangi birinin senden alabileceği, bugün sahip olduğunu sandığın şey gerçekten senin midir?
En sevdiğim kalemim, bardağım diyorsun ya mesela. Ben bugün gelsem o kalemi alıp götürsem şimdi gerçekten senin mi o kalem? 
Peki kendimde en sevdiğim yanım dürüstlüğümdür diyorsan ve bu senin için bir yaşam biçimiyse, onu senden hangimiz alabilir?
Gerçekten sahip olduklarımızı, olacaklarımızı ve asla sahibi olmadığımız şeyleri, ayırt etmek her birinin sınırlarını belirlemek gerek.
Yoksa sıkı sıkıya pembe suluğuna yapışan küçük bir çocuktan farkımız yok.

Sevgiyle...

CONVERSATION

0 yorum:

Yukarı
Git