Neyse barajlar dolsun

Yağmur başladı..Sağanak, hızlı, gürültülü,şiddetli yağarken az önce güneşin tadını çıkaran insanları hazırlıksız yakaladığından ıslanmamak için kaçışıyoruz.. Sokaklar bir anda bomboş kalıyor..Halbuki az önce şu sokak dopdoluydu..''Ne güzel geziniyordum nerden çıktı şimdi bu yağmur'' diyor birisi. ''Eve nasıl gidicem daha ne kadar sürer acaba?'' diyor diğeri. ''Neyse barajlar dolsun''ise ortak temenni olmaya başlıyor sığınılan yerde. Nehirleri çoktan unutmuş şehirli yorumları geliyor peş peşe. 


 Biz henüz burada değilken de var olan bir elementti su. Varlığımızla bedenlenen en önemli element olduğunu öğrendik sonra. Bedeni devamlı su döngüsü içinde tutmamızın ne kadar hayati olduğunu, bedende suyu hapsetmenin mümkün olmadığını öğrendiğimizden beridir her gün litrelerce su içmeye çalıştık. Baktık ki suyu bedene hapsetmek mümkün değildi. Araştırdık, karıştırdık, sorduk soruşturduk bu seferde suyun fazlasının mesela günde 5 litre kadarının bedene fazla olduğunu öğrendik. O zaman limitli içmeye, ve bu limiti gün içinde tüketmeye ardından aldığımızı geri iade etmeye özen gösterdik. Su, bedende bir nehirden akarcasına akıp geçerken, dünyadan da aynı şekilde akmak isteyen bir ruha sahip. Bedende hapsedemediğimiz suyu, alıp barajlarda hapsetmeye, akan nehri kurutmaya, nehirle akan ne varsa ölmesine göz yumduk. Düşünsenize, damarınızdan akan suyun artık belli bir damara hapsolduğunu...Ne olurdu? Tahmin etmek hiç de zor değil elbette. Fakat konu dünya olunca, onun da bizi kapsayan en büyük beden olduğunu unutuyoruz. Bedene zarar veren, kanser hücreleri gibi, şekerden beslenen kanser hücrelerinin benzerini, paradan ve hırstan beslenen insan bedeni yapmıyor mu? Peki bu durumda su ne yapıyor? Su da, dünya da elbette her şeyin farkında ve bir şekilde dengenin kurulması gerekiyor. Doğa, bizler gibi iyilik ya da kötülük olarak bir ikileme sahip değil aslında aradığı tek şey var o da ''Denge''. Bu denge bozulduğunda, yerine gelmesi için gereken ne varsa olur doğada. Haliyle, bir parçası bu şekilde hapsedilen doğa, suyu bu hapisten kurtarmak için suyu daha şiddetli daha güçlü bir halde karşımıza getiriyor. Peki su daha şiddetli daha güçlü olduğunda ne oluyor? Bu sefer ona güç kullanan insan hapsolmaya başlıyor. :) Suyu nehirden çalarak, onu yerinden ettiğimiz gibi sellerle bizde yerimizden oluyoruz. Yazarken bile hayran olduğum bir düzen. Haberlerde gördüğümüz, dolu yağışları, seller, su baskınları, mevsimsiz sağanak yağışları suyun daha da güçlü olarak geldiğini gösteren, insanı bulunduğu yere hapseden bir etki yaratıyor. Bazende, onu hapseden insanlardan bir kaçını alıp götürüyor. Bu aslında, öğrenmemizi gerektiren çok önemli bir süreç. Bu su neden bu kadar şiddetli? Anlatmak istediği ya da görmem gereken nedir? diye sormamız gereken kişisel bir sorgulama sürecine girmemiz, kişiselden kitlesel anlayışı geçmemiz gereken bir dönem. Elbetteki bunları 2 gün yağmur yağdı diye değil dünyanın genelini gözlemlediğimde gördüklerim için yazıyorum. 

Beden nasıl ki dengesi bozulduğunda hastalık ile bunu belli etmeye çalışır ve dengeye gelmeye çabalarsa, doğa da dengesi bozulduğunda bir yolunu bulur ve dengesini kurmak adına elinden geleni yapar. Bunu bir insanın kindarlığı ya da sevgisinden uzakta sadece kendini gerçekleştirmek için yapar.

Neyse barajlar dolsun.. 

Şeyda

CONVERSATION

0 yorum:

Yukarı
Git