Uyuyan Güzel Ağlayan Pelvis

''Toplum, kadının doğal hayatına düşman olduğunda, kadın da kendisine yapıştırılan küçük düşürücü ya da saygısız yaftaları kabullenmek yerine, çirkin ördek gibi dayanmalı, direnmeli ve ait olduklarını aramalıdır-tercihen de kendisini aşağılayanlardan daha çok yaşamalı, daha fazla gelişmeli ve daha çok yaratmalıdır; üstelik bunları yapabilir de.'' Clarissa P.Estes, Kurtlarla Koşan Kadınlar
 Olanlardan sonra bir süredir kadın-erkek kavramları hakkında düşünür oldum. Bundan bir kaç yıl öncesinde ''Dişi Gücümüze Dönüş'' diye sadece kadınlara özel bir eğitime gitmiştim. Pek çok farklı uygulama vardı dişil enerjiyi uyandırmak adına. Faydalıda oldu ancak ne var ki toplumdaki eril enerjiye yönelik kutuplaşma beni yine eski halime dişiliğimi saklayan halime geri getirdi.Bİr diğer yandan, dünyaya ve Türkiye'ye baktığımda büyük buluşların, önderlik edilen çoğu konunun erkeklerden geldiğini görüyorum. Elbette kadınlardan da yaratıcı buluşlar var tarihte ama erkeklerle kıyaslandığında daha azınlıkta. Neden? Düşün biraz neden olabilir? Neden erkekler tarihte iyi veya kötü anlamda bu kadar yer kaplamışken kadın daha azınlıkta? Bana göre bunun en önemli nedenlerinden biri cinsel enerjinin kullanımı. Cinsel enerji özellikle 2.çakra yani pelvis bölgesinde bulunan, bedendeki en yaratıcı enerji türü. Tüm hayatın kaynağı. O, sana üretmekte, yaratmakta,girişimde bulunmanda yardımcı olan enerji. O, doğurmanda, yaşam kaynağı olmanda, kendini doğurmanda kullandığın enerji. O dişiliğini barındırdığın en vahşi enerji. Şimdi dönelim topluma, gerçeklere ve kendimize bir bakalım. Gözlemlerime göre toplumda biz kadınlar olarak pelvis bölgesini mümkün olduğunca kapalı tutuyoruz. Örnek olarak, otobüste, metroda, ya da bir sandalyede otururken pelvis bölgesi ya bacak bacak üstüne attığımızdan kapalı, ya bacaklarımızı açmaya utandığımızdan kapalı, ya da farkında olmadan sıktığımız bu bölge enerjitik olarak kapalı. Pelvis bölgesi kapalı ise buradaki yaratıcı dişil enerjide yeteri kadar harekete geçemiyor. Bu durumda fiziksel olarak kendini dişil enerjide azalma, yaratıcılık ve yeni buluşlarda azalma olarak gösteriyor. Bir de toplumdaki erkeklere bakalım. Yine örnek olarak, toplu taşımada bacakları açık rahat oturan erkekleri hepimiz görmüşüzdür, ve yine bir kafede, sandalyede otururken erkeğin pelvis bölgesi hep açıktır. Erkek aynı zamanda istediği zaman, uygun ortam ve koşullar varsa, (tecavüzden bahsetmiyorum) sevgilisi ile cinsel enerjisini paylaşmaktan, yaşamaktan çekinmez. Bunu dile getirmekten de genellikle çekinmez.Kadınlarda ise durum genellikle daha çekingen bir halde, ve çoğu zaman kadının kendisine izin vermemesi ile sonuçlanır. Toplumda, özellikle Türkiye'de kadınların pelvis bölgelerini, cinsel enerjilerini farkında olmadan sıkıştırmaları, dişiliklerinin de ölmelerinde önemli bir etken..Elbetteki bunun nedenleri var, Türkiye'de bu kadar çok kadının öldürülmesi, tecavüze uğraması korkan kadınlar olarak bizleri dişil enerjimizi yaşmaktan da uzak tutuyor. Ancak öldürülmekten korkarak yaşayacaksak zaten ölüyüz, zaten kadın değil erkek olarak davranıyoruz yaşıyoruz ve sırf bu korku nedeniyle kendimizi yaşamaktan vazgeçiyoruz. Dişil enerji, doğurgan olan, hayat veren, akışkan, yumuşak, yin olan bir enerji türü. Üstelik kadında ve erkekte hem dişil hem de eril enerji mevcut. Genelde erkekte dişil daha suskun haldeyken kadında eril daha suskun. Günümüzde ise özellikle bu ülkede kadınlarda eril enerji daha yüksek bir halde. Ancak biz kadınlar dişil enerjiyi serbest bırakmaya karar vermedikçe bu farkındalığa erişmedikçe eril enerjimiz her zaman daha baskın oluyor olacak. Sonuçlarında ise, hepimizin hayatında pek çok kere gördüğü yaşadığı gibi dişil enerjisini doğru kullanan serbest bırakabilen bir kadını içsel olarak yargılıyor olacağız. Hani olmuyor mu mesela bir kaç kadının bir arada olduğu arkadaş gruplarında hemen hemen her kadın pantolon giyip aslında biraz da erkeksi takılırken içlerinden bir tanesi mini etek kadınsı bir giyim tarzına sahipse kokoş etiketini yapıştırıp onu dışlamıyor muyuz? Daha sağlam bir duruş, ya da rahat olmak adına kadınsı kıyafetlerden vazgeçtiğimiz bir gerçek, öte yandan içimizde taşıdığımızı dışarıyıda bu şekilde yansıtmıyor muyuz? Elbetteki dişil olmak sadece bir etek giymek değil, bu en başta davranışta kendini gösteriyor. Ve toplumda böyle böyle dişil olan hangi kadın varsa eril tarafa doğru çekmeye çalışıp farkında olmadan ölü dişiler halinde gezmeye başlıyoruz. Bu kutuplaşma da doğal olarak mutsuzluk, kin,öfke, nefret gibi duygulara yol açıyor.Kurtlarla koşan kadınlar kitabında Clarissa'nın söylediği gibi ''İyi, terbiyeli ve uyumlu olmaya çalışmak kadını ruhsuzlaştırır.'' Böylelikle gittikçe feminist olan, erkeğe düşman ama erkek gibi davranan kadınlar haline geliyoruz.Mutsuz kadınların doğurduğu çocuklar, erkeklerde mutsuz oluyor ve toplumda kadına zarar veren sevgisiz insanlar haline geliyorlar. Bu haldeyken olanlara kızmak yerine, durup aslında en başında kendimizi sevmekten vazgeçtiğimizi, kendi dişiliğimizden vazgeçtiğimizi görmek pek çok şeyi değiştirebilir.
Tüm bu farkındalıklarıma katılıyorsanız halen bir şeyler yapabilmek mümkün.Uyuyan dişil enerjiyi uyandırmanın bir kaç yolu var. 
Öncelikle işe dişil enerjinizi kabul etmek, kendinizi sevdiğinizi ve kendinize kızgınlığınız var ise kendinizi affettiğinizi hissederek başlayın.İçsel olarak kabul edilmeyen, izin verilmeyen herhangi bir çalışma sizin için gerçekte yararlı olamayacaktır. Bu nedenle öncelikle dişil enerjinizi uyandırma isteğinize bir bakın gerçekten istiyor musunuz? Hazır mısınız? 

 Dişiliğini hissetmeye hazır olanlar için;
1-Siddhasana oturuşunda meditasyon ile farkındalığı pelvis bölgesine getirmek, bu bölgeyi gevşetmek, ve biraz bu bölgeyi dinleyip buradaki enerji yoğunluğunun farkına varmak.
2-Yoga yapmak,çünkü yoga bedendeki gizli çekmecelere birikmiş duygu yoğunluklarının çıkmasına yardımcı olan asanalardan oluşur.Dişil enerjinin saklandığı bölgeler yoga asanaları ile de açılmaya başlayıp yine yoga sayesinde uyanan cesaretiniz ile birlikte hayatınıza dişiliği davet edecektir.
3-Gün içinde yürürken, otururken, konuşurken dikkatin bir kısmını pelvis bölgesine vermek, ve bu bölgeyi sıkmadığına emin olmak.
4-Bacak bacak üstüne atmadan, pelvis bölgesini sıkıştırmadan mümkün olduğunca rahat oturmak.
5-Cinsel enerjiyi yaşamaya izin vermek.
6-Çok dar olan pantolon giymemek, pelvis bölgesini sıkıştırmamak.
7-Gelen dişil enerjinin ifade bulmasına izin vermek. Bu ifade türü, yapmak istediğin herhangi bir şey olabilir.Süslenmek, rahatlamak, seks yapmak, resim yapmak, dans etmek, şarkı söylemek,içinden geldiğinde ağlamak veya gülmek, yazmak, zıplamak, bağırmak, her neyse olana olduğu gibi izin vermek.
8-Dişil enerji ile ilgili eğitimlere katılmak.(Marefidelis'in Dişi Gücümüze Dönüş Eğitim'lerine, Cihangir Yoga'nın çeşitli kandın- erkek kutuplaşmasına yönelik workshoplarına bakabilirsiniz.)
9-Kurtlar Koşan Kadınlar kitabı bu konuda harika bir kitap. Masallarla, arketiplerle toplumda kadın rolünü ele alan bu kitabı okumanızı da tavsiye ederim. 
''Bir kadının depresyonlarının, can sıkıntılarının ve sayıklamalı kafa karışıklıklarının çoğu; yeniliğin, şevkin ve yaratıcılığın kısıtlandığı ya da yasaklandığı son derece sınırlı bir ruhsal yaşamdan kaynaklanır.'' Kurtlarla Koşan Kadınlar


Namaste
Şeyda


CONVERSATION

0 yorum:

Yukarı
Git