Defne Suman ile Yoga Tarihi





Çok geciktirmeden bilgiler taze taze iken bu güzel seminere katılamamış olanlar için hem de aklımda kalanları zihnime iyice kazıyabilmek adına Defne'nin Yoga tarihi sohbetini yazıyorum.

 Hayatımdaki her istekte olduğu gibi zihnimde belli bir süre yer tutan, zamanı geldiğinde gerçekleşen isteklerden biri de Defne Suman ile tanışmaktı benim için. Genellikle bir planla, çalışmacayla dolu olan Pazar günüm o gün şans bu ya boştu ve Defne Suman'ın Cihangir Yoga'da Yoga Tarihi semineri vardı. Hemde 2,5 saat. Tüm koşullar ancak bu kadar denk gelir zaman bu zamandır diyip bir kaç sevdiğim arkadaşımıda haber vererek, sabah verdiğim temel yoga dersinin ardından seminere gitmek üzere koşa koşa yola koyuldum. Hava harikaydı. Nisan'ın bir yağmurlu bir güneşli günlerinden güneşlisine denk gelmiştim. Normalde böyle uzun süren yağmurlu havalardan sonra denk gelen bir güneşli gün hele de pazar gibi güzide bir haftasonu gününe denk gelmişse kapalı bir mekana girmek çok zordur benim için. Ancak söz konusu yoga ise, dışarıdaki yılın son güneşli günü de olsa hiç önemi yoktur. Bilirim ki, içimdeki güneş yoganın enerjisi ile daha da parlayacak ve dışarıdakine pek de ihtiyaç kalmayacak. 

O gün 1,5 aydır görüşmediğimiz Bursa'da yaşayan Zerrin'de bu seminer için buralara gelmişti. Kabataş'taki Kahve Dünya'sında buluşup birşeyler atıştırıp muhabbet sohbetten sonra saat 16:00'a doğru ayaklandık ve Cihangir Yoga'ya vardığımızda Defne Suman'ın 15 dk kadar trafik nedeni ile gecikeceğini öğrendik. Bir diğer arkadaşım Gökçe'de gecikeciğinden aslında bu habere sevinerek üst kattaki salona doğru geçtik. İçeride hatırı sayılır bir kalabalık yerlerini çoktan almış, insanlar birbiri ile muhabbete koyulmuştu. Tanıdık yüzleri görmek, sıcak kucaklaşmaları getirmiş daha şimdiden bu enerjinin içine çekilmiştim. Yoga ile ilgili hemen her buluşmada yaşadığım o sıcaklık duygusu bu salonda da vardı. Kendimize battaniylerden oturacak yer yaptıktan sonra başladık beklemeye. Birazdan, ne zamandır yazılarını, kitaplarını okuduğum, aklımda belli bir canlılık ve kişiliği olan Defne Suman'ı görecek olmak heyecan vericiydi. Yanıma evden çıkmadan, ''Mavi Orman'' kitabınıda almıştım. Belki uygun bir fırsat olursa imza da alırım diye. 

Derken sınıfın arkasında beliren Defne etraftaki öğrencilerle konuşa konuşa salonun ortasına dek geldi. Hayatımda ilk defa severek okuduğum bir yazar, ve hemde bir yoga hocası olan Defne karşımda ete kemiğe bürünmüş haldeydi. Farkettiğim ilk şey, tenindeki canlılık, hayat dolu enerjisi oldu. Hem espirili hem de ciddi bir yanı vardı. Bu kadar zamandır yoga camiasında olmama rağmen bir türlü denk gelmeyen bir karşılaşma bugün oluyordu ve o an tüm dikkatim Defne'deydi. Salonun camlara ve ortaya yakın bir kısmında sandalyeye oturdu, bizde çevresine. Ve salonda bulunan  yaklaşık 100 kişilik rakamdan dolayı şaşkındı. Bu güzel havada, nasıl olurda bu kadar insan tarih dinlemeye gelirdi. Oysaki tarih anlatımı kadar, anlatan kişi de benim için olduğu gibi diğerleri içinde önemliydi eminim ki. 

Tenindeki canlılık kadar gözlerindeki canlılıkla bizlere bakan Defne, tarihin neden önemli olduğu sorusu ile başladı seminere. Aslında seminerden çok sohbet desem daha iyi olur. Çünkü genelde bir sohbet havasında geçti 2,5 saat. Öncelikle aile tarihimizi bilmemizin bizi nasıl köklendireceğinden, kendimizi bilmenin bir anahtarı olduğundan bahsetti. Nasıl ki bir filmde bir karakterin ailesinde, o dünyaya gelmeden önce belli yaşanmışlıklar varsa, ve bu yaşanmışlıklar filmdeki karakterin doğumdan sonra o kişi olmasını sağlıyorsa bizimde ailemizde, biz doğmadan önce olan yaşanmışlıklar bizim ruhsal çorbamız içinde mevcutlar. Eğer film karakterinin aile yaşantısını o doğmadan önce izlemişseniz, o doğduğunda neden davranışlarının, yaşadıklarının öyle olduğu hakkında fikriniz olur. Ancak film  karakteri bu geçmiş yaşantıları bilmiyorsa bu durumdan habersiz yaşantısına devam edecektir. Bizim hayatlarda buna benzer şekilde, eğer ailede halen yaşlılar, büyükler varsa onlara bir an önce yapışıp ailede geçmişte neler olup bittiğini, tarihinizdeki önemli göç gibi durumlar olup olmadığını öğrenmenin öneminden bahsetti Defne. Yoga ile de ilgili olduğumuza göre tarihini bilmek, geçmişinde neler olup bittiğini, bu günlere hangi yolculuklardan geçerek geldiğini bilmek aynı şekilde önemliydi. Aldığım notlara göre şimdi sizlere Defne'nin Yoga Tarihi hakkında anlattıklarından bende kalanları paylaşıyorum;

Yoga'nın tam olarak hangi tarihte başladığı bilinmiyor. Yaklaşık 5000 yıl önce, Hindistan'ın kuzeyi olan Himalayalar'da ki İndus Sarasvati vadisinde başladığı tahmin ediliyor. Yoga'nın 5 dönemi var.

1-Vedalar
2-Klasik Öncesi Dönem
3-Klasik Dönem
4-Post-Klasik Dönem
5-Modern Yoga Dönemi

1-Vedalar

Bu dönem yazılı metinlerin olmadığı, ilahilerle yoganın aktarıldığı bir dönem. Veda-Bilgi demek. Hayat bilgisi olarak da adlandırabiliriz. 

Defne burada bizlere çocukluğunuzdan beri merak ettiğiniz o çok önemli soru neydi diye sordu.

Siz de aşağıdakileri hemen okumadan önce birkaç dakika düşünün derim. Neydi çocukken o çok merak ettiğin şey? Hep sorduğun, dönüp dolaşıp takıldığın o soru neydi? 

Salondan çeşitli cevaplar geldi, ve derken birisi ''Ölünce nereye gidicez?'' dedi. İşte bu soru aslında hayat boyu içimizde taşıdığımız, tatmini olmamış bir soru. Yoga tarihinde de bu sorunun yanıtı araştırılıyor aslında. 

Vedalar döneminde, ilahilerle bu soruya yanıt aranmış. Defne'nin tabiri ile, ateşin başında ''Nerden geldik, nereye gidiyoruz, ölünce ne olucaz...'' diye ilahiler söylenirmiş. 

Dipnot olarak araştırmak isteyenlere dünyanın en eski kutsal metni Rig Veda'da bu döneme ait sonradan yazılmış olan 1028 adet ilahi içeriyor olduğunu da anlattı Defne. 

Geldik bir diğer döneme;

2-Klasik Öncesi Dönem

Bu dönemde artık yazılı metinler başlıyor. Vedaların ilahileri tabletlere yazılıyor. Bu tabletlere Upanişadlar adı veriliyor. Upanişad-Güzel haber demek. 

Yoga'da en ünlü metinlerden biri olan Bhagavad Gita'da bu dönemde yazılıyor. Hindistan'ın ünlü Maharabata destanının bir bölümü olan Bhagavad Gita hakkında Gandhi'nin sözlerini paylaşıyor Defne. 

Mahatma Gandhi, ''Sıkıntılı günlerde,hiç bir yerde bir ışık göremediğim, karanlıkta çaresiz kaldığım zamanlar, Bhagavad Gita'ya başvururum. Onun bir orasına bir burasına bakarım.Karşıma rastgele çıkan dizeleri okurum...Derken, düğümler çözülüverir, gülümsemeye başlarım... Başımdan geçen bunca acı olay içimde derin yaralar açmamışsa , silinmez izler bırakmamışsa, bunu Bhagavad Gita'ya borçluyum.''

Burada kendi yorumum olarak eklemek isterim ki, evimde bulunan Bhagavad Gita'nın ilk sayfalarında da Gandhi'nin bu sözlerini okuduktan sonra bende zor zamanlarımda ona başvururum. Ve gerçekten de o anımı aydınlatan çok kutsal sözlerle karşılaşırım. Bakış açım daha yükseklere, daha ilahi bir açıya yerleşir ve başıma gelen olay beni artık sarsmamaya başlar. 

Defne'nin belirttiğine göre B.Gita dünyada herkesin bir görevi olduğuna ve bu görevlerden geçerek iyiliğe kavuşmamızı anlatan çok önemli bir kaynak. 

3-Klasik Dönem

Patanjali tarafından yoga sutraların yazıldığı dönem. Patanjali'nin kim olduğu aslında tam olarak bilinmiyor. Bir kişi mi başka bir varlık mı belli değil. Defne bizlere, Patanjali'nin tepesinden onu koruyan bir yılanla tasvir edildiğini anlatıyor.(Örnek aşağıdaki fotoğraf) Yoga tarihine temel taşları oturtan yoga sutralar onun tarafından kaleme alınıyor. Bu sutralar, aslında bu döneme dek yoga hakkında anlatılan, yapılanların bir derlemesi. 





Sutra,sanskritçede  iplik demek. Sutralar iplik iplik örülüyor. 

Yoga Sutralar, sanskrit dilinin gizemi nedeni ile yoruma oldukça açık metinler. Defne derin bilgisi ve içten duruşunun yanında o kadar espirili birisi ki burada biz bunları konuşurken birilerinin bu sutraların yorumlarını yapıp bastırıyor olabileceğini söylüyor :) Gerçekten de piyasa da pek çok yoga sutra yorumları bulmak mümkün. Defne'nin verdiği örnek olarak ilk sutra olan ''Atha Yoga'' da Atha-now, şimdi demek bu sutrayı buna göre, yoga şimdide, ya da şimdi yoga olarak tasvir edebiliriz. İki tasvirde birbirinden farklı anlamlar taşıyor. Bu nedenle de Sanskritçe mistik bir dil. 

Patanjali ikinci sutrasında ''Chitta vritti nirodhah'' diyor. Yani, Yoga beyin dalgalarının düzlüğe erişmesi demek istemiş diyor Defne. Nirodhah-düzlüğe varan demek. Hani en başından beri bir sorumuz vardı, ölünce ne olacak diye. İşte bu sutrada söylendiği gibi zihin dalgaları durulunca bir çeşit ölüm yaşanmış oluyor. Yoga'da en çok meditasyonla deneyimlediğimiz bu durum, ölmeden ölümü yaşatan bir deneyim ve sorunun yanıtlarını getiren bir hal barındırıyor. 

Bu döneme dek, insanın birlikle bir bütün olduğundan bahsedilirken, ilk kez bu dönemde Patanjali sutraları ile kişinin ikilik içinde olduğundan bahsediyor. Defne'nin yorumuna göre Patanjali'yi bu denli ünlü yapan şey bu ikilikten ilk bahseden kişi olması. 

Patanjali'ye göre kişi, Prakriti (Madde, dişil enerji) ve Pruşa (Ruh,eril enerji) ikiliklerinden oluşuyor. 

Bu ikiliklerden sıyrılmanın yolu olarak, aydınlanma Samadhi'den bahsediyor Patanjali. Birliğe ulaşacağımız Samadhi'ye giden yolda Patanjali'nin 8 basamağı olan Ashtanga'dan geçiyor. Buradaki Ashtanga şu an bir yoga çeşidi olan Ashtanga ile aynı şey değil. Burada sunulan 8 basamak ahlaki değerleride içeriyor. Ashtanga, astao-8  ve anga-adım anlamlarını taşıyan kelimelerden türüyor. 

Dileyenler Patanjali'nin 8 basamağını araştırabilir. Böylelikle aslında Patanjali, aydınlanma, birlik haline erişebilmek için ahlaki değerleri, hayat içindeki davranışlarımızın da öneminden bahsediyor. 

Gelelim diğer döneme;

4-Post-klasik Dönem

Bu dönemde Hatha yoga ortaya çıkıyor. İlk defa, hatha yoga insanın fiziksel bedenini ele alarak koshalardan bahsediyor. Fiziksel bedenden derinliklerimize doğru yola çıkan Hatha Yoga, koshalarla insanın katman katman olduğunu, en derin katmana inildiğinde ölümle karşılaşılacağını söylüyor. Defne, Koshaları kozalara benzetiyor. Hatha yoga, ölmeden ölmek için, bedenden çıkmaya gerek olmadığını, beden aracılığı ile de oraya varabileceğimizin yollarını sunuyor.

Böylelikle doğadan esinlenilerek asana isimlerinin oluşturulduğu Hatha Yoga Pradipika metni ortaya çıkıyor. Hatha yogacılar buradaki asanaları doğadan ilham alarak yazıyorlar. Asana sanskritçede oturmak demek. Hatha yoga pradipika'da geçen asanaların hepsi oturularak yapılan asanalar. Buradan da bu dönemde Hatha yoga'nın bedeni ayakta şekilden şekile sokarak değilde koshalarla araştırdığını görüyoruz.

Bu dönemlerde Hindistan'da İngiliz sömürgesi ile hatha yogacıların yer altında çalıştığı ve yoga öğrenmek isteyenleri hemen kabul etmediklerini de ekliyor Defne.

Koshalar

Asanalar-Fiziksel 1.Kosha
Prana-Nefes, can olan yani Pranayama 2. Kosha

Defne burada ''Can'' kelimesi üzerinde bayağı düşünmemizi sağlıyor. Can ile ilgili ne kadar çok atasözü, deyim olduğunu o an farkediyorum. Mesela ''Canı burnunda'', ''Canı çekilmiş'' gibi deyimler aklıma geliyor, Defne bizlere Nasıl Canlanırız? diye soruyor. Sınıftan gelen yanıtlar, hareket ederek, nefes alarak gibi. Arkakalardan Naz Şarman hocamdan gelen yanıtla devam ediyor Defne ''Bir amacın olarak.'' Sevdiğin bir amaçla birlikte gelen canlılıktan bahsediyor. Gerçekten de düşününce hayat içinde yaptığın şeylerde gerçekten sevdiklerinle uğraştığında nasıl da bir güç, enerji, canlılıkla karşılaşıyorsun. Ben çoğu zaman kendime şaşırırım vay be bu kadar enerjim var mıydı diye. Defne'de tam bunu anlatmak istiyor. Peki ''Canlı olduğumuzu nereden anlarız?'' diye soruyor. Can herkesde aynı değil diyede ekliyor.Tenin ısısı, bakışlardaki ışık gibi yanıtlar geliyor. Can ilk olarak bakıştaki ışıkla kendini gösteriyor, ikinci ışık ise ciltte beliriyor. Yoga yaptığımızda üzerimizde doğan bu ışıkla, çevremizden gelen bu ara ne kadar güzelsin yorumlarını buna bağlayabiliriz. 

Ve geliyoruz konuşmanın en önemli kısmına, ''Can'ın merkezi bedende neresi? '' sorusu ile irkiliyorum. Can'ın merkezi mi varmış vay be oluyorum içimden. Pür dikkat kesildiğim bu an da Defne eliyle kendi bedeninde örnekleme yaparak anlatıyor, Can göbek deliğinin biraz altında, (bir iki parmak kadar altı) buradan sakruma doğru giderken yarı yolda dur diyor orası Can'ın merkezi, buraya yogada Kanda adı veriliyor. Her yoga yaptığında aldığın nefesle buraya bir damla can bırakıyorsun dedikten sonra bir aydınlanma anı yaşıyorum ve yoga yapmak benim için daha da önemli bir yere oturuyor. Yoga'da bandhalarla burayı, yani canın merkezini, haznesini mühürlüyoruz böylelikle hazinemiz korunmuş oluyor. Sonra ''Bu canı ne zaman kullanıcaz? '' diye soruyor. Strese girdiğimizde, can kaybı yaşadığımızda, umudumuzu yitirdiğimizde ve çocukluk zihniyetimize o saf hale dönmeyi istediğimizde. Böylelikle moralimin bozuk olduğu zamanlarda kat kat giyinip örtünmüş olmama rağmen neden o kadar çok üşüdüğümü de anlamış oluyorum. Can hazinem o dönemde tam dolu değil muhtemelen. 

İşte hatha yoga'da bedende ne kadar can biriktirdiğimizle uğraşıyor ancak aynı zamanda da ben kimim, nereye gidiyorum sorularınıda koshalar aracılığı ile araştırıyor. 

3.Kosha -Zihin koshası. Birbirleri ile bağlantılı olan bu koshalarda hatha yoga zihnin doğasını araştırıyor.

4.Kosha- Sezgiler. Yoga yaptıkça artan sezgi kuvveti belki zaman zaman hepimizi şaşırtıyor olabilir.Mesela tam bir arkadaşını aklından geçirirken seni araması, ya da yolda karşılaşman gibi durumlar gibi.

5.Kosha-Ruh-Saadet olarak tanımlanıyor. En dipteki kosha burası. Ve ölümle karşılaştığımız yer en derin katmanımız hatha yoganın varmak istediği yer aslında.

Son döneme geliyoruz böylelikle,

5.Modern Yoga Dönemi-1893 yılı

ABD'de yapılan büyük ve önemli bir Dinler Tanıtım konferansına, yoga bir din olmamasına rağmen Hindistan'dan önemli bir hoca olan ''Svami Vivikenanda'' katılarak yogayı asanalarla birlikte anlatınca yoga popüler olmaya başlıyor. 

Hindistan dışından kişilere yoga eğitimi vermek, kadınların ilk kadın yoga eğitmeni olan Indra Devi ile yogaya adım atması bu dönemde gerçekleşiyor.Bu zamana dek kadınlar yogaya kabul edilmemiş. Kadın doğurgan bir varlık toprakla ilişkilendirilip, erkek ise yüce aydınlanmaya yetkin bir varlık olarak kabul edilirmiş. Karma inanışı gereği kadın iyi biri olursa bir sonraki yaşamında erkek olarak dünyaya gelip yogaya kabul edilirmiş. Bu dönemle birlikte bu algı kırılmış ve dönemin yine önemli ismi Krishnamacharya hoca sayesinde 4 önemli yoga eğitmeni arasından ilk kadın Indra Devi kendini zorlada olsa Krishnamacharya'nın sınıfına kabul ettirmiş. Aldığı eğitimden sonra Amerika'ya giden Devi, Holywood yıldızları ile çalışıp yogayı tanıtınca, yoga batıya iyice yayılmaya başlamış. 

Bu dönemde Indra Devi ile birlikte yetişen diğer önemli yoga eğitmenleri, Iyengar, Desikachar ve Pattabhi Jois. Bu isimlerle birlikte yoga bugün bizlerle birlikte.

Böylelikle yazıyı bitirmek üzere derin bir nefes alıyorum. Defne'de sınıftan soruları kabul ediyor ve ardından ekliyor;

''Yogayı ne niyetle ve hangi dikkatle yaptığın önemli.'' ''Hayat amacın, bir alanda bir numara olmak değilde, bütüne faydalı olabilmekse anlamlı oluyor.''

Sınıftan OM'un anlamı hakkında bir soru geliyor. 

AUM- A-Zihin uyanık, U-Zihin uyuyor, M-Zihin rüya görüyor........Sessizlik ise 4.boyut bize açıklanmayan kısım diye yanıtlıyor Defne. AUM, Vedantalar döneminden günümüze geliyor. 

Ne kadar mistik, gizemli, ve nerelerden geçerek, kimlerin dilinden söylenerek bugün AUM dediğimizde onların enerjisinide taşıyan bir sözcük kullanıyoruz aslında. 

2,5 saat nasıl olduda geçti hiç anlamadım. Defne'yi saatlerce dinleyebilirim. 

Bu sohbetin ardından Defne'den Mavi Orman kitabına imza alıyorum. Mutluluktan ölebilirim :) Bu küçük temas beni çok mutlu ediyor. Bu sohbetin ardından içimde daha fazla bir yoga aşkı doğuyor. Sanskritçeye olan ilgim, tarihe olan ilgim artıyor. Kalbimden gelen yoga sevgisini daha yüksek sesle duymamı sağlayan bu sohbet için Defne hocaya çok teşekkürler.

Bu yazımla bende kalanları kendi yorumlarımla birlikte aktarmaya çalıştım. Umarım gelemeyenler için ve tekrar etmek isteyenlere faydası olmuştur. Eksik ve yanlışlarım oldu ise affola,

Çok sevgiler
Şeyda






CONVERSATION

1 yorum:

Defne Suman dedi ki...

Sevgili Şeyda,

Benim yüreğimde de pek kıymetli anısı bulunan o günü ne güzel anlatmışsın. Ben de yeniden yaşamış gibi oldum. Çok teşekkürler. Bir sonraki tarih dersinde görüşmek üzere! :)
Defne

Yukarı
Git