Fark Yarat! Baskısı ve Unutulan ''Aynı''lıklarımız



Merhaba, ben Şeyda, bir insanım, en az ve en fazladan öte senin gibi bir insan. Yaşım, mesleğim, kimliklerim, aldığım sertifikalar, almadığım sertifikalar, yaptıklarım, yapamadıklarım, başardıklarım, başaramadıklarım var.. Tüm bunların, tüm kimliklerimin ötesinde olan değişmezler var. Mesela her gün benimle uyanan her gece benimle uyuyan ihtiyaçlarım. Her birimizde aynı olan. Sevmek, sevilmek, görülmek, kabul edilmek, kabul etmek, üretmek, su içmek, yemek yemek, saçlarını taramak gibi temel ihtiyaçlar..

İnsan olmanın ihtiyaçları belli iken,senle ben aynı dünyadan besleniyorken bana ve sana her gün pek çok yerden söylenen bir şey var ''Fark Yarat''.

 Öyle bir şey yap ki diğer herkesin yaptığından farklı olsun, iyi olsun. Öyle bir şey üret ki herkesin önüne geç. Öyle bir projeyle gel ki kimse bugüne dek yapmış olmasın, ödüller alsın, rakiplerine fark atsın, herkes bizi konuşsun.. Tanıdık geldi mi? Fark yaratmayı, herkesten ayrı ve başarılı olmayı isteyen kim? Günümüz dünyasında devamlı bir fark yarat pompası içindeyiz. Büyük bir ego tarafından minik egocuklar olarak yönetiliyoruz. Fark yaratırsam ne olacak diye bakıyorum. Üzerinde çok düşünmeme gerek kalmadan şunu farkediyorum. Fark yaratmak için çaba harcarsam senden, bizden ayrı düşücem. Sen başarısız veya benim ayağıma çelme takmaya çalışan biri konumuna geleceksin dünyamda. Bense seni alt etmeye çalışan, türlü oyunlarla, ya da gecemi gündüzüme katarak senin ulaşamayacağın bir şeyler üretmeye çalışıcam. Adım şanım her yerde duyulacak, paralar hesabıma dolacak, sonra tebrikleri kabul edicem, aranan sorulan olucam ve egom şiştikçe şişecek. Seni görünce burun kıvırıp projemden bahsedicem. Yumurtayı nasıl sevdiğimi değilde sana başardıklarımı anlatıcam. Hangi ormanda ne kadar vakit geçirip gördüğüm bir ağacın şeklini konuşmak yerine projeme katılan insanların sayısını anlatıcam. Dilim hep rakamları söyleyecek. Rakamlar parayla endekslenecek. İnsanları rakam olarak görmeye başlayacağım. Ve senin yerin benim hayatımda ihtiyaçlarımızın en temelde aynı olduğu biri olarak değilde fark atılması gereken bir yarışçı olarak değişecek. Fark yarattıkça ben, seninle aramızdaki uçurum büyüyecek. Dünya artık daha tehlikeli güvensiz sürekli arkamı kollamam gereken bir yere dönüşecek. Sırlarım, yalanlarım birikecek. Kendimle kopan bağımdan doğan bir öfke beni çevreledikçe çevreleyecek. Ve ben belkide bir tabak yemekle doyabilenken, git gide doymak bilmeyen bir ego canavarına dönüşeceğim. Gözüm seni, onu, bunu ve bizi görmeyecek. Sonunda yaş iyice ilerleyip dünya vaktine veda zamanı geldiğinde tüm yarattığım farkları burada bırakıp gideceğim. Anılarım sadece yarattığım farklarımdan olacak, kucak dolusu sarılmalardan değil. Ya peki sonra ne olacak? Yarattığım farklarımın o en son gelen ölüm gününde, herkes için AYNI olan o ölüm gününde bir fark yaratacak mı? O zamanda fark yaratan bir proje ile ölümün karşısına çıkıp beni alamazsın ben farklıyım diyebilecek miyim? Ölüm buna ne diyecek? Gülüp kolumdan çekecek mi yoksa ah pardon bir hata oldu sizi dünyadan alamayız çok farklısınız mı diyecek? :)

Harvard üniversitesinde 75 yıl boyunca süren ve en uzun araştırma olarak kabul edilen ''Harvard Yetişkin Gelişimi Araştırması'' nda yönetici olan Robert Waldinger'in Ted'deki videosunda paylaştığına göre ergenlik döneminden 75 yaşına dek izlenen 724 katılımcının ne ile gerçekten mutlu olduklarına bakılmış ve mutlu bir yaşam sürenlerden alınan ders şu olmuş : ''Zenginlik, şöhret ya da çok çalışmakla ilgili değiller. Bu 75 yıllık araştırmadan aldığımız en net mesaj şudur: İyi ilişkiler bizi daha mutlu ve daha sağlıklı tutar. Bu kadar.'' (araştırma hakkındaki videoyu aşağıda bulabilirsiniz, Türkçe alt yazı seçeneği var)

Bu illaki tonlarca insanla ilişki kurmak demek değil. Hayatınızda anlamı olan, size dokunan gerçek birkaç dost dahi olabilir. Yeter ki kendi enerjiniz ve gerçeğinizle uyumlu olsun. Fakat kafamız fark yaratıp ayrı düşmek olunca aynı şey geçerli olmuyor. O zaman sadece 3-5 arkadaş dostumuz gerisi düşmanımız ya da sistemin tabiriyle rakibimiz haline geliyor. Yarışmadan yaşamak zor mu? Bu sistem içinde evet zor. Bunu başarabilmek için çok uyanık kalmak gerekiyor.


Sistem diyor ki..

Fark yarat!
Öyle bir proje yap ki en hızlısı en yenisi sen ol!
Öyle bir giyin ki diğerleriyle aynı deriye sahip olduğunu unut!

Kim bunu söyleyen? Ve neden?

Benden nasıl faydalanmak isteyen bir sistem?
Egoma nasıl da hitap eden ve onun dilini bilen?

Sanki büsbüyük bir ego makinası var ve tüm ona bağlı egolara yayın yapıyor gibi ''Fark yarat''

Fark yarattıkça
Fark yarattığımı sanarım
Fark yarattığımı sandıkça
Senden farklı olduğumu sanarım
Senden farklı olduğumu sandıkça
Yalnızlaşırım
Yalnızlaştıkça mutsuzlaşırım
Mutsuzlaştıkça
Bana satılmak istenen aslında hiç ihtiyacım olmayan tonla eşyayı
Satın alırım
Satın aldıkça paramı boşa harcarım
Paramı boşa harcadıkça
Ya sevmediğim işlerde
Ya da sevmediğim bir şekilde
Çalışmak, daha çok çalışmak zorunda kalırım
Ve Fark Yaratmaya mecbur kalırım.

Bu kısır döngüden çıkmak için benim kendi adıma uyguladığım bir kaç yöntem var..

1- Böyle bir fark yarat ifadesi veya benzer şeyler duyduğumda oradan uzaklaşıyorum. Bilincime bu ifadelerin sızmasına izin vermemeye çalışıyorum. Dinlediğim okuduğum kaynaklara bulunduğum yerlere karşı seçici olmaya özen gösteriyorum.

2-Bir şeyi istediğimi farz edelim. Bu bir satın alınacak eşya veya bulunmak istediğim bir yer olabilir. Bunu isteyen ben miyim yoksa önüme çıkan bazı şeylerden sonra mı istemeye başladım ve isteme nedenlerim nedir diye üzerinde düşünüyorum. Bu istediğim şey gerçek ihtiyaçlarımdan doğan ve içime sinen bir istek mi? Egomu besleyecek olan bir istek mi?

3-Fark yaratmanın illüzyonunu kendime sık sık hatırlatıyorum. Evet ürettiğimiz şeyler değişkenlik, ya da farklılık gösterebilir ancak bir üretimin arka planında ''fark yaratma'' amacı taşımadan sadece içimden isteğimden böyle geldiği için, seni dost olarak görüp üretimimden bahsedebiliyorsam, bu fikrin benden alınıp başkası tarafından uygulanabileceğine sinirlenip öfkelenmiyorsam yani fikri mallanmıyorsam istediğim kadar üretebilirim. Üretimimin amacı kendimi gerçekleştirmek olmalı beni ele geçirip yönetmek değil. O zaman bana ve bütüne fayda yerine zarar verecektir.

Diyeceğim o ki,

Hepimizin en temelde bir arada olmaya, iyi ve derin ilişkiler geliştirmeye, aynılıklarımızı fark etmeye, anlayış ve şefkate, dünyanın güvenilir bir yer olduğunu hissetmeye ihtiyacımız var.

Egolar şehrinde geçici oyuncakların büyüsüyle kaybolmadan, kalpten yaşamak için geç değil..


Namaste



CONVERSATION

0 yorum:

Yukarı
Git