Yoga Sizi Sakatlar mı?




''Yogada ilk günü olan bir kişi dahi iyi ve kötü acıyı birbirinden ayırt edebilir.'' Donna Farhi

6 yıllık yoga yaşamımda hocalarımdan çok kere dizler ve eklemlerde bir acı istemiyoruz diye duymuş ve bende çok kere derslerime katılanlara bu konuda uyarılarda bulunmuş biri olarak, buna rağmen dizimi nasıl incittim ve yoganın bunda bir etkisi var mıydı bunu anlatmak istiyorum.

Bundan yaklaşık iki yıl önce Erhan'la düğünümüzün ertesi günü balayına çıkmakta olduğumuz sırada, sağ dizimin arkasında bir ağrı hissedip dizime baktığımda, arkasında bir şişlik ve morluk görünce başta çok önemsemedim. Herhalde dün çok yoruldum geçer bir iki güne diye düşünüp günüme devam ettim. Tatil sırasında dizim çok da rahat değildi ve ne zaman uzun süre bükülü dursa bacağımı uzatırken rahatsızlık duyar olmuştum. Bu durum tabi ki normalden daha çabuk yorulmamı, evliliğimin daha ilk günlerinden anane moduna geçmeme neden olmuştu. Dizim bana kendini hissettirdikçe bende onu düşünür olmuş, aramızda yakın bir ilişki başlamıştı. bunlar meğerse henüz yolun başıymış..bir süre sonra bu acının nerelere varabileceğini öğrenecektim.. Tatilden dönüp İstanbul'daki yoga dolu yaşamıma yoga sever her genç kadın gibi devam etme niyetindeydim ve dizimin acısına rağmen derslere devam etmeyi seçtim. Evet bana yıllarca dizde bir acı olmamalı diye söylenmiş bende buna tüm fikrimle katılmıştım. Fakat yoga derslerine de bir süredir ara vermiş olmamdan dolayı duyduğum vicdan azabı ve ara vermenin dizimde böyle bir duruma neden olmuş olabileceği düşüncesiyle derslere tam gaz girmeye başlamıştım. Ve bir akşam çok sevdiğim yin yoga dersinde, en sevdiğim asana olan Supta Virasana'ya (yindeki adıyla Eyer pozu) sıra gelmişti. Bir süredir dizinin arkasında şişlik olan ve acısı olan ben, dizim acımasına rağmen poza girdim. Bu asanayı o kadar çok seviyordum ki eskiden burada dakikalarca uyuyabilirdim, yani o derece çok seviyordum. Fakat bu sefer bu asanaya girmek aslında dizlerime iyi gelmiyordu, dizlerin içinde bir acı olduğunun farkındaydım ve bir tarafım sanki dizlerdeki acının önemini bu güne dek hiç duymamış gibi bana, bir şey olmaz kal, o acı birşey değil diyordu. Bir tarafımda acaba çıksan mı Şeyda sanki pek iyi değil gibi, biliyorum bu pozu çok seviyorsun ama bu sefer farklı gibi diyordu. Bense bu sesi dinlemeyip kalmaya devam ettim. Ve o gün bu gündür, yani neredeyse 2 yıldır Supta Virasana pozuna bir daha giremedim. Çünkü dizimdeki acı dersten sonra daha da artmış, ve artık temel yoga hareketleri olan ikinci savaşçıya dahi giremez hale gelmiştim. O günden sonra kendimi, doktor doktor gezerken, fizyoterapistlere danışırken,emar makinesinde müzik dinlerken, diz profesörlerinden randevu ayarlarken, yoga hocalarıma danışırken, hatta Türkiye'ye gelen Donna Farhi'nin fizyoterapist asistanı ile dizimi konuşurken buldum. Dizimin arkasındaki şişlik Baker Kisti dedikleri iyi huylu bir kist türüymüş. Bazı bedenler fazla zorlamaktan dolayı bunu yapabilirmiş. Ancak bundan da önemlisi sağ kalça kemiğimin soldakine göre açısı farklı olduğu için zamanla sağ dizime yük binmiş ve sağ diz kapağımda aşınma başlamış bundan dolayı yorulan dizimde de kist oluşumu meydana gelmiş, fizyoterapistim muayeneden sonra bu şekilde açıkladı ve yoga yapmaya devam etmemi ancak dizimde ağrı yaratmayacak bir yoga yapmamı önerdi. Bunun üzerinden bir yıl geçtikten sonra, çok dikkat ede ede, dizimi koruyarak, uzunca bir süre meditasyona koltukta oturarak kendime uygun tarzda yoga yapmayı sürdürmemle, ve dizime iyi gelebilecek çeşitli hareketlerle beraber dizimdeki ağrılar kayboldu ancak halen Supta Virasana, Vajrasana gibi 45 dereceden fazla bükülme gerektiren pozlara giremiyorum.  

Burada aslında bu incinmenin bana öğrettiği çok kıymetli bir şey oldu, eğer kötü acıya onu gördüğün halde dayanmaya çalışıyorsan bunun sonu iyi olmuyor ve o çok sevdiğin yerden ayrı kalmana neden olabiliyor. Yoga yaparken aslında bir yerimiz inciniyorsa bunun nedeni kötü acıyı duymamaktan, kendimizi o an önemsememekten oluyor. Bunun da bedelleri gerçekten ağır, en azından benim için öyle oldu. Yoga yaptığımız sırada ise yoga yaptıran hocanın bizim bedenimizdeki acıyı duyabilmesi mümkün değil, bu ancak biz şuramda bir acı var diye söylersek fark edip yardımcı olabileceği bir şey. Dolayısıyla bu gibi durumlarda kendinizi bulursanız diye bu deneyimimi paylaşmak istedim ki, yoga da ilk gününüz olsa dahi iyi acı ile kötü acıyı birbirinden ayırt etmek mümkün. 

Peki nasıl bir şey bu iyi acı ve kötü acı arasındaki fark derseniz şöyle ki; eğer beden üzerinde çoğunluklada eklem bölgelerinde yani diz, bilekler, omurga, dirsek, omuz gibi bölgelerde noktasal, sadece aynı noktada olan, parmakla işaret edilebilecek türde ve aynı zamanda içinizde bu his iyi değil gibi dediğiniz acıların hepsi genelde kötü acılar, iyi acılar ise bedendeki kaslar üzerinde yayılan türde, bölgesel olarak gerilme veya kasın kasılmasından oluşan türden acılardır. Bunlar doğru dozda olduğunda bedeni güçlendirir. Doğru doz nedir öyleyse? Bu da kişiden kişiye göre değişir. Örnek olarak bir kişi için plank pozuna girdiği ilk dakika kollar ve karındaki kas kasılması çok yoğun olabilir ve hatta titremeye başalayabilir ancak başka bir kişi için bu süre 2 dakikayı hiç bir titreme olmadan bulabilir. İyi acı sizi geliştirirken,kas yapıp esnetirken, kötü acı sizi incitir. Burada anlamamız gereken en önemli şey ise aslında hepimizin bedenlerinin yüzlerimiz ve hatta parmak izlerimiz kadar bir birinden farklı olduğu gerçeğidir. Ancak bunu genellikle toplu kalabalık bir sınıfta yandaki matta süper esnek süper güçlü sınıf arkadaşımızı gördüğümüzde unutabiliriz ve onun gibi olmak için çabaladığımızı hiç fark etmeden bütün bir dersi bu şekilde ona benzemeye çalışarak yapmış olabiliriz. Bu da yine bedeni incitmenin yollarından biri aslında. Hepsinde mutlaka böyle olur demek doğru olmaz ancak bedenimizi olduğu haliyle kabul etmeyip onu daha fit daha esnek daha çekici bir hale getirmeye çabalamak kendimize çok şiddet içeren fakat iyi niyetle maskelenmiş bir kalıp bana göre. Bu aynı kendi parmak izimi başkasınınki gibi yapmaya çalışmakla aynı. Yalnız bu tavır biraz kilo versem iyi olur demekle aynı tavır değil. Söylemeye çalıştığım şey ''ben niye bu hareketi yapamıyorum?'' ''ben niye böyle esnek olamıyorum?'' diyerek canın acıdığı halde kendini zorla orada tutmayı içeren bir tavır. Özellikle böyle bir tavrımız var ise bunun aynısını günlük hayatta da yapıyor olmamız muhtemel. Kendimizi zoraki olarak sevmediğimiz birinin yanında sırf karşı taraf alınmasın diye, ama içimiz kaldırmadığı halde tutma çabamız olabilir örnek olarak. Yoga bu açıdan bakıldığında kişiye ayna tutabilir. Öte yandan kendinizi kıyaslama yapmıyorsunuz diyelim, ancak hocanın dediği her şeyi yapmak için kendinizi inanılmaz şartlamış bir haldesiniz. Bu durumda da yine bedendeki iyi acı veya kötü acıyı ayırt edemeden kendinizi incitmeniz muhtemel. Diziniz acıdığı halde sırf dersi veren hoca, dizinizi yere koyun dedi diye o acıya rağmen dizi yere koymak bir süre sonra o derse bir daha girememenize neden olabilir. Dolayısıyla kendimizi korumak, kollamak öncelikli olarak bizim görevimiz. Yoga yaparken kendimizi acısız yerde tutma bilinciyle, kendi bedenimize uygun bir içsel özgürlükle yoga yaptığımızda, yaptığımız şeyin adı yoga oluyor. Matın üzerinde kendimize ne kadar özgür bir yer tanırsak, yani iyi hissetmediğimizde herkes o pozun içinde dahi olsa pozdan çıkabilme özgürlüğünü kendimize tanıyabiliyorsak o zaman ayrı bir alan açılıyor. Zaten yoganın da yapmak istediği bu aslında. Tüm ruhsal yüklerden, korku ve endişelerimizden özgürleşebilmek. 

Sağ dizime dönecek olursak, şu anda meditasyona sukhasana seviyesinde oturabiliyorum ancak bundan daha ileriye gidemiyorum fakat artık sorun değil. Artık en sevdiğim poza girmesemde olur. Çünkü Supta Virasana'dan daha kıymetli bir hediyem var, o da kendime şefkat duyabilmek. Bu süreçte biraz bunu öğrendiğimi düşünüyorum. Ve bu şefkat kanalı, hem fiziksel olarak hem de ruhsal olarak hayatıma dokunabiliyor. Örnek olarak bir şeyi istemiyorsam daha çok meydan okuyabilir oldum, hayır kelimesini daha çok kullanabilir oldum, günlük planlarımı kendimi kamçılarcasına yüklemeden organize eder oldum. Bunlar hayatımı daha kolaylaştırdı. Varsın en sevdiğim poza giremeyeyim. Ve bunları yazmamın sebebi bu incinme olmadan da kendimize yaklaşımımızı değiştirebileceğimize olan inancım aslında. Hepimizin incinmesine gerek yok. Birbirimizin hayat yolculuğundan da bir şeyler alabiliriz. Yeter ki buna açık ve istekli olalım.

Sonuç olarak, bedende iki tür acı duyabiliriz iyi acı ve kötü acı,
Zihinde de iki ses duyabiliriz; iyi ses ve kötü ses,
Yogada ilk günümüz dahi olsa bu ikisini birbirinden ayırt edebiliriz..

Şefkatli yogalar dilerim..


CONVERSATION

0 yorum:

Yukarı
Git