Kurumsal Hayat vs Yoga Hayatı



Yogaya nasıl başladınız?

Benim hikayemde yoga, 2010'da yaşadığım yoğun iş stresi sayesinde girdi. Sayesinde diyorum çünkü yogaya henüz yeni başladığım dönemde bu şekilde değilde ''iş stresi yüzünden'' diye düşünüyordum. Oralardan bu düşünce yapısına nasıl geldiğimi ise yazının devamında paylaşacağım.

 İlk dersimi dün gibi hatırlıyorum, annemle gitmiştik, annem derse girmeyip beni bekleme salonunda çıkana dek beklemişti. O dönemlerde yoga henüz bu kadar yaygın değildi ve annemde ne oluyor bakayım orada bende geleyim senle diyerek gelmişti :) şimdi bakınca o gün benimle iyi ki de gelmiş diyorum, annemin yogaya ilk başladığım günün içerisinde yer alması bu hikayemi daha anlamlı kılıyor... o günkü ders sihirli bir dersti benim için, yin yoga dersiydi, hayatımda ilk defa çakra meditasyonunu da o derste deneyimleyip tüy kadar hafiflemiş olarak dersten çıkmıştım. O günden beride yogadan ayrılmadım. Sonra hayatıma yin yoga hocalık eğitimi girdi, daha yogaya başlayalı 7 gün olmuştu ki kendimi eğitimde buluverdim.. Olur mu nasıl olur ben daha yeni başladım ama diyorken, hocam Berivan'a bu eğitime katılabilir miyim diye sorduğumda, içine bak eğer içinden geliyorsa ben seni bu eğitime alırım dedi. Hayatımda ilk defa birisi bana bu şekilde yaklaşıyor, eğitimi bana satmaya çalışmadan, bir kişi bir kişidir gelsin gözüyle bakmadan beni içimden gelene yönlendiriyordu.. Oysaki bu güne dek hep farklı bir yaklaşımla karşı karşıya kalmış bunu mutlaka almalısınız yoksa eksik biri olursunuz mesajını duymuştum.. Sonra içime bakıpta gerçekten istediğimi farkedince eğitime başlamıştım.. Fakat ne var ki bir yandan hayatın sorumlulukları ve iş hayatı devam ediyordu.. Hem eğitimin parasını çıkarabilmem hem de aileme yük olmadan yaşayabilmem için günümüz koşullarında ki çoğu insan gibi benimde kurumsal hayatta varlığımı sürdürmem gerekiyordu..Ancak ne var ki yogada bulduğum rahatlama ve gevşemeyi, iş hayatının yapılması gerekenlerinin getirdiği stresle kıyaslamaya başlamadığım bir noktaya gelmiş, iş hayatını küçülten,karalayan, yoga hayatını yücelten bir bakış açısına bürünmüştüm.. İş hayatında olduğundan farklı olmak ''business'' takılmak gerekliydi mesela, çünkü iş yaşamı bunu gerektirirdi ama yogaya gelince orası benim kutsal yerim orada her şey gerçekte nasılsa dürüstçe öyle olmalıydı.. İki farklı hayat.. İkisinin içinde de aynı insan.. İkiye bölünmüş halde.. yoga dünyasındaki tabiriyle ikilik hali içinde..

Hal böyle olunca, kendini yaşamak yerine bir kalıbı yaşayınca, e doğal olarak yogada mutlu iş hayatında mutsuz bir insana dönüşüyorsun.. Kariyeri için bir şeyler yapmaya çalışan insanlara yanlış yoldasın güzelim hehey diye bakıyorsun.. İşi için çalışan didinen, kendini adayanlara senin ki hayat değil diyorsun.. Dolayısıylada bir an önce bu hayatın içinden çıkmaya çalışıyor, ama bir türlüde o çıkış kapısını bulamadığın bir hale geliyorsun.. Kısacası acı ve ızdırap içinde yaşıyorsun.. Sonra sorgulamalar geliyor, hayat bu mu? Ben bunun için mi doğdum? Daha yüce bir amacım olması gerekmez mi? Bu mu yani? diye diye günler aylar geçiyor..

Ve benim içinde öyle oldu..

Böyle böyle sorgulayıp şikayet ederek yıllar geçti.. Bir işten ayrıldım başka bir işe geçtim.. İki iş arasında bir dönem doğada yaşayacağım artık ben bıraktım bu kurumsal işleri dedim, çekildim.. sonra baktım olmadı geri geldim.. Geri gelişimden beri de 2012 den bu güne aynı işimde devam ediyorum.. Geçen sürede baktım ki kendime söylediklerim aslında yogama ve yoga ile iş hayatımın barışmasına ve içsel huzuru bulmama büyük engel olmuş.. Yogayı sadece matın üzerindeki pratikten, meditasyona oturmaktan ibaret gören ben, ahlaki değerleri de sadece yoga da ve özel hayatta uygulanır olarak hayatıma geçirmişim.. Oysaki iş hayatında da yalan söylemek ve söylememek arası seçim yapması gereken yine benim, ve yoganın ahlaki basamaklarından Yama ve Niyamalar'da geçen dışarısı ile ilişkinde ''Satya'' kavramı kendine ve dışarıdakine dürüstlüğü içerir. Eski metinlerde bu kavram, iş hayatında böyle özel hayatta böyle diye ayrılmamıştır. İş hayatı genellikle maskeli balo olarak algılanır ancak bunu seçen bu baloyu oluşturanın bizler olduğu gerçeğini genelde görmek istemeyiz. Eğer burada maskeler varsa buna hizmet eden biri de ben olabilir miyim gerçeğinden bakmaya başladığımda gerçekten de buna hizmet ettiğimi gördüm. Hayatımı kazanabilmek, ayaklarımın üzerinde durabilmek için buraya ihtiyacım varsa buranında hakkını verebilmem, yogamı buraya da taşıyabilmem gerekir ki eğer yoga benim için bir yaşam biçimini almış, hücrelerime sızmışsa hayatımın her yerine dokunması gerekir.. orada ayrı Şeyda burada ayrı Şeyda olursa, bir tarafı yüceltip diğer tarafı küçültürse o zaman sadece kendini kandırıyor olur.. Yoganın amacı da zaten birlik sağlamaksa o zaman kendime çeki düzen vermem, bu iki hayatın aslında bir olduğunu görmem gerekir..Bunu yaparkende elbette yolda düşüp kalktığımız yerler olacak, elbet kolay olmayacak en nihayetinde insanız ama düşerkende bunu iş hayatına fatura etmeden şu an dürüst değilsem de bunun bilincinde olarak, iş hayatı böyle gerektirdiğinden değilde ben dürüst olamadığımın farkındalığı ile seçim yapmak çok farklı şeyler.. 

Çevremde durum nasıl diye baktığımda ise benim ilk zamanlarım gibi çoğu kişinin kurumsalı aşağılayıp spiritüel yaşama sarıldığını gördüm.. Bunun insanın içinde yarattığı bölünme ve karmaşanın da kimseye iyi gelmediğini, hatta yogamızı bile etkilediğini düşünüyorum.

Yoga yapıyorsak ve bu yola gönül verdiysek şunu anlamamız önemli, spiritüel hayat bir insanın yaşam biçimi ise bu dışarıda yaşanan bir hayat değil, bu en başta içeride yaşanan, insanın kendi damarlarında akan bir yaşam.. Bu iş yerinde bir arkadaşınızla tartıştığınızda, o olaya bakışınızı farklı kılan bir yaşam, bu bütün hikaye ve yaşam biçimlerini bir olarak gören bir yaşam.. Ancak bu kesinlikle kurban olduğunuz, başınıza ne gelirse size ne denirse onu yaptığınız, kabul ettiğiniz bir yaşam değil.. Aksine bizzat aktif ve kendi bilincinde olan birisi olarak SEÇİM yapabildiğiniz, attığınız her bir adımı bizzat seçtiğinizi bildiğiniz ve ona göre sorumluluk aldığınız bir yaşam.. Plazanın içinde otururken de bir insanla, bir ruhla iletişimde olduğunuzu bildiğiniz bir yaşam.. Zaman zaman bu plazanın da size yararlarının dokunduğunu görebildiğiniz, ve yaşamın size sunduğu olanaklara şükredebildiğiniz, ve asıl mutsuzluğun insanın hep elinde olmayan bir yaşam biçimine bitmek bilmeyen bir özlem duyduğunu anlayıp insan olmanın getirdiklerini görüp kendinize şefkatle yaklaşabildiğiniz bir yaşam..Ve şunu kabul edin, şu an çalışıyorsanız bunu siz seçtiniz, belki borca girdiniz de kendinizi buraya getirdiniz, belki konforlu yaşamak istediniz, belki ailenize yardım etmek istediniz, belki eğitim masraflarınızı karşılamak istediniz, belkide ev alıp güvenceyi seçtiniz.. Sonuç olarak seçtiniz, ve her ne seçtiyseniz bunda bir sorun yok..Sorun o seçimi kabul etmeyip kurban rolünü oynamakta ve faturayı başkalarına kesmekte..

Bu arada yanlış anlaşılmasın, bu akış açısı beni sarmaladığından beri sanmayın ki ben artık hiç şikayet etmiyorum.. elbetteki benimde zaman zaman yakındığım, geçirdiğim zamanı sorguladığım oluyor.. Ancak doğru olana dönmek artık benim için daha kolay .. Artık eskisi kadar bu konuda kendimi ve hayatımı hırpalamıyorum.. 

Önemli olan nerede ne kadar zaman geçirdiğimizden ziyade nasıl geçirdiğimiz? Örnek vermek gerekirse ben bilgisayar başında da çalışıyorum, dışarıda şirket için eğitime de gidiyorum.. Masa başındayken bedenimden bir haber, sırtım kambur, susamışım haberim yok, tuvaletim gelmiş tutuyorum haliyle çalışırsam bu kurumsalın suçu değil bilakis benim sorumluluğumda olup kendime bakamadığımın bir göstergesi.. Oysaki ben matın üzerindeki beden farkındalığımı buraya da taşıyabilirim pekala.. Eğer isterseniz hayatın her bir anı pratik yapmak için bir fırsattır.. Öğle molamda biraz meditasyon yapmayı, nefes pratiği yapmayı seçebilirim, ya da koştur koştur yemeğe gidip gelip elimde telefonla internette vakit öldürüp sonrada işe dönüp öğlen dinlendiğimi sanabilirim.. Bu durumu eleştirmek için demiyorum sadece fark edelim diye söylüyorum aslında seçim yapan biziz..

Ancak çoğunlukla şunu görüyorum, insanların iş hayatından şikayet etmelerinin altında yatan asıl neden, kendilerini iş hayatının kalıplarına hem de yazılı çizili olmayan kalıplarına sıkıştırmaya ve kendi gerçekliklerinden kopmaya çalışmaları.. E haliyle içinizdeki gerçeklikte yaşanmak istiyor.. Mesela öğlen yemeğini yalnız yemek, kitap okumak istiyorsun diyelim ... Aaaa olmaz öyle şey olur mu? Öğle yemeği muhakkak iş yerinden arkadaşlarla oturup yenmelidir diye bir kalıp var mesela.. Bunu yapmadığında asosyal olarak damga yemekten korkan pek çok kişi otomatize bir iş hayatına kendini mahkum bırakıyor canı istemediği halde kalabalığın peşinde yemeğe gidiyor... Ya da patronu veya bir iş arkadaşı ondan yapamayacağı bir taleple geldiğinde hayır demeye dili varmadığından kurban rolüne bürünmeyi ve ardından da işe kabahat bulmayı daha kolay buluyor.. Bir başka örnekte iş yerinde herkes saat 12 de yemeğe çıkar mesela.. Neden? Herkes, her bir kişi nasıl olur da saat 12 de alarmı kurulmuş saat gibi acıkabilir ki? Bu mümkün müdür? Bu da bir başka ve en büyük kalıplardan biri bana göre.. Ben kendi adıma acıkmadıysam öğle molam illaki saat 12 de diye yemek yemiyorum.. Yemeğimi paket olarak alıp saklıyor ve acıkınca yiyorum..

Yani diyeceğim o ki bizim içimizden gelenlere yanıt verme şeklimizin suçlusu iş yaşamı, mükafatlısı yoga yaşamı değil.. Yoga da kişiler genellikle oldukları haliyle kabul edildiklerinden bence biraz da ondan dolayı yoga hayatını daha yüce bir yer olarak görüyoruz... Ancak mühim olan kişinin beklediği kabul ve onayı kendinde bulabilmesi, burası daha güçlü ve bağımsız bir yer, kişinin kendini kabul edip, kendini ve ihtiyaçlarını GÖREBİLİP gün içinde koruyup kollaması ve vaktini kendi ihtiyaçlarına cevap verecek biçimde yaşayabilmesinde.. Biz eğer bir şeyi kendimize ters bir şekilde yapıyorsak bunun nedenlerini oturup düşünmemiz gerek..

Neden ihtiyaçlarımı duyamıyorum?
Duyduğum zamanlarda neden ihtiyaçlarıma yanıt veremiyorum?
Neden yalan söylemeyi seçiyorum?
Neden korkuyorum?
Neden kendi gerçekliğimi, istediğimi uygun bir şekilde dile getiremiyorum?
Neden herkesin kalıplarına uygun birisi olmaya çalışıyorum?
Neden bu kadar çevremin ilgi ve sevgisini, onayını almaya çalışıyorum?
Ben kendimi kabul etmekte, ve kendimi hayata geçirmekte neden bu kadar zorlanıyorum?

Artık iş hayatını karalamak yerine bu sorulara kafa yorsak belki yarın işe daha başka bir bakış açısında gidebilir kendimize uygun olanı SEÇMEYİ mümkün görebiliriz...

Velhasıl o ki, kendi hikayemde bunlara kafa yormaya başladıktan sonra aslında sorumluluktan kaçtığımı ve kolaya sığınmaya çalıştığımı gördüm.. Şu an hala kendimi bu anlamda denetliyor, gözlüyor, anlamaya çalışıyor ve kendime uygun seçimleri yapabilmek, ihtiyaçlarımın arkasında durabilmek için mücadele ediyorum.. İş yerinde bizzat bunu seçebilmenin, kendine zihnin işlerle doluyken farkındalık sunabilmenin, davranışlarına bakabilmenin başlı başına bir spiritüel çalışma olduğunu düşünüyorum.. Bu nedenle de yazımın başında iyi ki de, İş stresi sayesinde yogaya başladım diyorum , çünkü bugün işim, iş stresim,işimin getirdiği maddi güvence olmasaydı yoga hayatımın içinde olmayacaktı.. Yani yoga zaten benim ve pek çoğumuz için bir ihtiyaçtan doğan bir çalışma iken, bir yaşam biçimine dönüşmüş olması çok güzel iken, bugün kendime korkularım ve güçsüzlüğümden sığındığım bir yer olmamalı.. O zaman kendimi büyütmek yerine, yoga dahi aynı yerde saydığım bir kısır döngüye dönüşebilir ki her ne yaparsanız yapın her çalışma bence buna, yani amacı dışında manipülasyona müsaittir.. 

Asıl olan kişinin kalbinde yatan niyetle hayatının gerçeklerinin buluşabilmesidir..

İyi çalışmalar

CONVERSATION

0 yorum:

Yukarı
Git