Mutluluk Repertuarı ve Geçmiş Etiketlere Tutunmak










Yazının devamını okumadan önce ''Mutluluk Repertuarı'' denince zihninde nasıl bir imge uyanıyor, biraz gözlerini kapatıp düşün. 

Benim aklıma bir deste yelpaze gibi açılmış kartlar geliyor. Sadece dara düştüğümde, modum düştüğünde, minicik bir şeyden yüzüm asıldığında açmam gereken kartlar değil bunlar, aynı zamanda hayat boyunca bana eşlik eden ''An'ın bana sunduğu hediyeleri'' fark etmemi sağlayan, beni ana getiren sorulardan oluşan kartlar.

Geçenlerde grupça bir gezi nedeniyle Prag'taydım. İnsan birbirini en iyi seyahatte tanırmış misali, bizim Türkiye kültürünün bizde yarattığı etkileri daha iyi görme şansım oldu. Bunu genellemek ne kadar doğru bilemiyorum ama çoğunluk bu durumu oluşturunca insan ister istemez bunda genel bir mevzu var diyor. Biz Türk insanı, ya çocukluktan beri gelen mağdur edebiyatından, ya kötüye devamlı hazır oluşumuzdan olsa gerek hayattan tad almayı, alışkanlıklarımızın dışına çıkmayı, hayata merakla yaklaşmayı unutmuş gibiyiz. Mesela grup halinde yemek yediğimiz sıralarda, program gereği önümüze gelen bir tabak sushiye, geçmişte sushi sevmediğimiz Ben'e tutunduğumuz için, Prag'ta sushi tatmak nasıl bir şeydir diye deneyime açılmak yerine, elimizin tersiyle tabağı iterek suratımızı asabiliyoruz. Bu bir zincir halinde hem çevremize hem de günün geri kalan saatlerine yayılıyor. 

Kendimde de bu durumu çok bariz bir şekilde fark ediyorum. Diyelim ki bir şeyi sevmiyorum, ''bu şeyi sevmiyorum'' diye getirdiğim kalıp geçmişteki Şeyda'ya ait bir kalıp. Bu kalıba sıkı sıkıya tutunduğumda karşıma o sevmediğim şeyle ilgili yeni bir fırsat geldiğinde bunu göremiyor ve kendimi o deneyime kapamış oluyorum. Halbuki şimdi denesem belki bu artık seveceğim veya hala sevmeyeceğim bir şey olarak bende yer alacak. Bunu gördüğümden beri çoğu şeye kendimi açmaya başladım.

Aynı şekilde geçmişte yaşadığımız bir travmadan dolayı acı duymuş olabilir bunun getirdiği deneyimi kendi içimizde bir mağduriyet olarak işlemiş olabiliriz. Örneğin geçmişte aldatılmış olan birisi, bugün halen ''aldatılan'' kimliğine tutunduğu için çevresine güvensizlikle yaklaşıyor olabilir. Bu mağdur kimliğini sürdürmek yerine, bugün yeni bir şey olduğunu, hayatın bize tekrar tekrar fırsat sunduğunu, artık ''aldatılan'' kimliği yerine ''deneyime açılan'' kimliğini benimsesek belki bu kaderi kırmak mümkün olabilir. Çünkü yapıştığımız her kimlik, kendini doğrulamak isteyen bir kehanet gibi tekrar tekrar karşımıza gelecektir. Aldatılan kimliğiyle hayat süren bir insan, hayatına güvenilmez insanları çekecek veya insanların onu aldatmakta olduğuna kendini inandıracak ve kendi kendini haklı çıkarmak için elinden geleni ''bilinçsizce'' yapacaktır. Bu da bir kısır döngüye girecek, hayat bu şekilde harcanıp gidecektir.

Oysa ki bunu kırmak mümkün. Şu anda hayat bana ne sunuyor? diye kendimize sorduğumuzda tablonun sadece lekeli kısmına takılmak yerine tamamını görme şansımız var. Hayat bize o anda istemediğimiz bir şey sunuyor olsa dahi, dikkatle baktığımızda içerisinde mutlaka bize iyi gelen bir şeyler veya öğrenmemiz gereken bir ders sunuyor olduğunu görebiliriz. Birisi ile hareretli ya da can sıkıcı bir konuşma yaparken, elimizdeki kahve fincanının sıcaklığını duyumsamak ve nefesimizi hissedebilmek kadar detaylı bir farkındalık mümkün olabilir. Bu farkındalık, kararlılıkla bunu uygulamaya ve zihni burada olmak için yönlendirme istekliliğine ihtiyaç duyar. İnsana bu özellik verilmiş fakat biz bunun çok çok azını kullanıyoruz. Bu durum aynı elinizdeki bir akıllı telefonun sadece konuşma özelliğinden yararlanmak gibi bir şey. Halbuki açılacak daha pek çok uygulama bizi hayata bağlayacak daha pek çok özelliğimiz var. 

Birazda bizim kültürden getirdiğimiz kalıplarda buna etken. Örnek olarak ''Sen kötüsüne hazırla da kendini, iyi olursa sevinirsin.'' sözünü çoğumuz bir tavsiye olarak almadık mı? Kendimizi hep kötüye hazır ede ede, iyi bir şey olsa da kötü şeyleri görür olduk. Ya da ''Çok gülen çok ağlar'' lafı. Kim nereden böyle bir analiz yapmışta bu sonuca varmışsa. Yüzde kaçı ağlar bu gülen insanların, kime göre neye göre? Bu yüzden de gülmelerimize ket vurmadık mı? Toplum içinde çok gülmemeye, ayıplanmamaya da ekstra özen gösterir olduk. Bir diğeri de ''Eşeğini sağlam kazığa bağla'' sözü. Belirsizliğe, risk almaya bizi kapatan, deneyime açılmayı zorlaştıran bir başka kalıp. Ya başıma istemediğim bir şey gelirse korkusunu körüklemek üzere biçilmiş kaftan. Başına istemediğin bir şey gelirse de yine bir şekilde halledersin. Hem hayat sadece istediğimiz şeylerden de oluşmak zorunda değil. Bu hayat, istediklerimiz ve istemediklerimizden oluşan, her an öğrendiğimiz bir bütün. 

Daha düşünsek bizim kültüre dair pek çok negatif kalıp bulunabilir. Elbette pozitif olan etkilerde var kültürümüzde, ancak insan zihni doğası gereği hayatta kalabilmek için negatifi hatırlamaya odaklı. Çünkü negatif olanı tanımlayıp, bir kenarda tutabilirse, o zaman ona önlem alabilir ve hayatta kalmak için elinden geleni yapabilir. Bu mağara döneminde yaşadığımızda çok etkili, türümüzü hayatta tutan bir özelliğimizdi, ama bugün artık bu kadarına gerek yok. Biz bugün bu özelliğimizi çok abarttık ve artık o bizi kullanmaya başladı. 

Bunları hem kendime bir hatırlatma hem de çevreye bir faydası olur diye yazıyorum. Şu kısa hayatımızda ne kadar çok şey fark etsek ne kadar çok yeniden başlasak o kadar kardır. Geçmişten öğrenebilir, bugün daha iyisi için adım atabiliriz. Bizi bitiren şey, genelde geçmişten öğrenmek yerine geçmişteki etiket ve kalıplarımıza tutunmak, bugünkü seçimlerimizi ona göre yapmak. 

Oysa her zaman bir fırsat var. Mutluluk repertuarı dediğimiz şey, hayatla bir uyum içerisinde şu an olana açılabilmek, şu an içinde yer alan güzellikleri fark edebilmek. Güzellikleri fark ettikçe,bizi mutlu eden repertuarı genişletmek. 

Hayat şu an sana ne sunuyor? Bulunduğun çevrene şöyle bir göz gezdir ve tablonun tamamına kendini aç.

Çünkü insan bunu yapabilmeye muktedir. 

Namaste 

x

CONVERSATION

0 yorum:

Yukarı
Git