Geçmiş Tetiklerimiz ve Şema Terapi







2017-18 arası dönem benim için oldukça zorlayıcı bir dönemdi. Hayatımın tepetaklak olduğu, bir boşanma geçirdiğim, bir sürü duygu karmaşasına girip çıktığım neredeyse hemen her duyguyu tattığım bir dönem. Çoğunun da tadı acı. O an yaşarken kimseye zevk vermeyecek biçimde, hayatı yaşamayı zorlaştıran, kalitesini düşüren türden. Bir duygu insanın içinde nasıl oluşur? Genellikle bir tetik vardır ortada. O tetik bazen bir söz, bazen bir durum, bazen bir resim, bazende bir anıdır genelde. Ve insanı bağrından yakalayıp yerden yere savurabilir. Böylelikle duygu çıkar ortaya, istemediğiniz türden, bir sel gibi aniden, önündeki her şeyi alıp götüren, sizi de bunun içine dahil eden bir duygudur. Öfke, kıskançlık, kızgınlık bu türden insanı kıskıvrak yakalayan ve sel altında bırakan duygular. Bende de pek çok çoğu var. Şu ara onlarla nasıl baş edeceğimi öğreniyorum. Öğrendiklerimi anlatmadan önce neden bir insan bir şeyden tetiklenirken diğeri aynı şeyden tetiklenmez biraz ondan bahsetmek istiyorum.

Belli bir süredir gittiğim terapistim sayesinde ''Şema'' diye bir kavramla tanıştım. Psikolojik bir terim olan Şema, insanın bebeklik ve çocukluk döneminde , anne ve babasından aldıklarına ve almadıklarına bağlı olarak geliştirdiği bir tür savunma sistemi. Hepimizde var bu şemalar. Ve her birimiz ilgili dönemde ve ilgili olayda hortlayan şemaya bağlı olarak çeşitli savunma ve şemaya cevap yöntemleri kullanıyoruz. Kimimiz, kaçınmacı, kimimiz savunmacı, kimimiz boyun eğici bir şekilde bu şemalara cevap veriyor. Örneğin bir ''otorite'' şemanız var ise buna bağlı olarak boyun eğici bir yanıt sistemi geliştirerek hayatınızı hiç farkında olmadan her şeye boyun eğen biri olabiliyorsunuz. Bu boyun eğiciliğin ise ''Otorite Şemasından'' ötürü geldiğinin farkında bile olmadan karşınıza hep benzer durumlar çıkabiliyor. Şemalar, bir dönem anne babamızla ilişkimizde gerçekten olan, bize o duyguları gerçekten yaşatan şeylerken bugün yetişkinlikte artık bir illüzyon halindeler. Halen eski bir kalıbı gerçekmişçesine sürdürüyoruz yani. Aslında hepimizin zaman zaman dediği, ''hep beni bulur böylesi'' dediğimiz o olay aslında bu şemanın bir etkisi olabilir. Şema aynı olduğu içinde yaşattığı, hissettirdiği duygu aynı fakat yaşanılan ortam, durum ve kişiler genelde farklı oluyor. Yani sahne değişiyor ama tetik ve duygu aynı kalıyor. Sanıyoruz ki bu kişi de bize aynı şeyi yaptı, kaderimiz bu. Fakat gerçekte olan şey, içimizdeki tetik noktasının aynı kalması oluyor. Bu tabi ki çok derinlere kazınmış hemen geçebilecek bir şey değil. Fakat her değişimde olduğu gibi bunu da önce fark etmek gerekiyor. Fark ettikten sonra insan aynı çukura tekrar tekrar düşüyor. Fakat zamanla o çukurun etrafından nasıl dolanabileceğini öğreniyor. Çukur bir yere gitmiyor. Hep orada, ve olmaya da devam edecek. Ancak biz onun çevresinden dolanmayı, yeni rotalar çizmeyi öğrenebiliyoruz. Ama nasıl? Çabayla.

Çaba olmadan, gelişmek mümkün değil. Can yakıcı, can sıkıcı, diken batıran o yola girmek gerekiyor. Bu aynı hiç yürünmemiş bir orman yoluna girip rota çizmeye benziyor. Başta çalılar, dikenli otlar var. Canınızı yakıyor bacaklara batıyor hatta kanatıyorlar. Ama siz yinede cesaret ve disiplinle o yoldan geçmeye kararlı bir şekilde ilerliyorsunuz. Derken rota çizilmeye başlıyor ve artık yeni bir yolunuz oluyor. İşte eski şemalarımızın yarattığı tetik noktalarının bizi içine attığı duygu selinden böyle çıkabiliyor insan. Peki bunun elle tutulur adımları neler derseniz. Birincisi, içine düştüğünüz duygu selini, dışarıya patlatmadan önce durup izlemek, onun içinizdeki yankısını, sesini, kokusunu takip etmek gerek. Ve kendinize hatırlatmanız gereken en önemli şey, daha öncekiler gibi bu duygu selinin de GEÇİCİ olduğu. Bunu kendi deneyiminizden de bildiğinizde iş biraz daha kolaylaştırıcı oluyor. Sonrasında ise o duyguyu izlemeye devam ederek kendinizi kendi yönteminizle sakinleştirmek, belki nefes egzersizi belki dışarıda bir bitkiye, ağaca bakarak oryantasyon yöntemi ile dikkati başka yere çekmek, bir mantra tekrarlamak, biraz dışarı çıkıp hava almak olabilir. Ancak genelde önerilen şey o duyguyla kalmak, o duyguyu izlemektir. Bu da meditatif bir hal olabileceği gibi, insanın yalnız kalacağı bir alanda izlemek, ancak bir reaksiyon vermeden, ortalığı kırıp dökmeden, düşünceleri izlemek olabilir. Sonrasında ise bu duygunun ihtiyacı nedir diye bakmak, bana bu duygum hangi ihtiyacımdan bahsediyor diye merakla yaklaşmak gerekiyor. Güven, sevgi, uyum, merhamet, açıklık, dürüstlük gibi ihtiyaçlar bu duygunun arkasında olabilir. Bu ihtiyaçlar bizim veya karşımızdaki kişi tarafından karşılanmadığından ötürü o duyguya girmiş olabiliriz. Bu ihtiyacı tespit ettikten sonra geriye karşımızdaki tetiğimizle bunu şiddetsiz bir dilden paylaşmak kalıyor. Bu paylaşımı da bu duygu selinden geçtikten sonra eğer bu hakiki bizim karşılayabileceğimiz bir ihtiyaç değil ise paylaşabiliriz. Örneğin kıskançlık gibi bir duygu genelde bize bağlı bir ihtiyaçtan ötürü doğabiliyor. Ancak yalana duyulan kızgınlık böyle değil. İhtiyacımızı ise nasıl şiddetsiz olarak paylaşabiliriz bu da gelecek haftanın konusu olsun. Şimdilik burada kalalım.

Kısaca, hepimizde hemen hemen aynı duygular benzer şemalar var. Hiç birimiz mükemmel değiliz. 7 yıldır yoga yapmama rağmen halen aynı duyguların içinde çalkalanıp duruyorum. Yoganın en büyük katkısı kendimi daha çok fark etmek ve adım atmaya cesaret etmeme yardımcı olması. Çözüm, bu duygu bende olmasın demek yerine, onu nasıl kontrol edebileceğimizi öğrenmek ve kendi ihtiyaçlarımıza sahip çıkabilmekte yatıyor. Bunun içinde disiplin şart.

Kitap önerisi: Şema Terapi: Ayırıcı Özellikler,Jeffrey E. Young, Eshkol Rafaeli, David P. Bernstein Psikonet Yayınları



Kolay gelsin :)

CONVERSATION

0 yorum:

Yukarı
Git