Yoga Derslerinde Tavrımızla Yüzleşmek





Verdiğim yoga derslerinde sıkça rastladığım ve üzerine düşündüğüm bir konu var. O da yoga uygulayan kişilerin matın üzerinde kendilerine, bedenlerine yönelik davranışları. Bu yazımda biraz bunun üzerine fikirlerimi sunmak ve bu konuyu farkındalığınıza iletmek istiyorum.

Yoga merkezlerinde yapılan yoga derslerinde pek çoğumuz yalnız olmadığımız, genelde kalabalık veya 5 ten fazla kişinin olduğu, eğitmen yönlendirmesiyle uygulanan yoga dersleri yapıyoruz. Dersin içeriğine, hızına, eğitmenin sunduğu alana bağlı olarak dersi uygulayış ve hissediş şeklimiz değişiyor. Günümüz insanı olarak bizler genellikle, dışarıda koşturan, bir şeyler başarmaya çalışan, projelerini tamamlama uğraşında olan insanlarız. Hal böyle olunca yogaya bir cankurtaran gibi sarılıp kendimizi akşam derslerine rahatlamak için koşturuyoruz. Bunda bir sorun yok. Ancak dışarıda boğuşan, yapma modunda olan halimiz yoga matının üzerinde de devam edince, yoga bize sunacağı şifayı ya da içselliği tam olarak sunamadan tüketilmiş bir şey haline dönüyor. Hem tam zamanlı kurumsal bir işte hem de yoga eğitmenliği üzerine çalışan biri olarak şunu net olarak söyleyebilirim ki günde 8 saat masa başında çalışan insanların pek çoğu yoga sınıfına geldiklerinde bedenlerine çok yabancı gelecek hareketleri yapmak için kendisini fazlasıyla zorluyor. Bedenin kapasitesini, sınırlarının farkındalığından bi haber şekilde, dışarıda iş yerinde gösterdiğimiz ne kadar tavır varsa aynısını yoga matı üzerinde kendimize göstermeye başlıyoruz. Şunu anlamamız önemli ki yoga dışarıdaki hayatımızdan bağımsız bir uygulama değil. Tam aksine dışarıdaki yaşantıyla iç içe bir çalışma. Biz ister farkında olalım ya da olmayalım, matın üzerinde kendimize olan tavrımız, sınıftan çıktığımızda da devam ediyor. Ancak ne var ki yoga sınıfı kendimize ve diğerine yönelik şiddeti görmemiz için bize çok kıymetli bir alan açıyor. Matımız aynamız olmaya başlıyor ve eğer ki dinlemeye başlarsak o aynada yalnızca güzelliklerimizi değil gölge yanlarımızı da görmeye, birer birer yüzleşmeye başlıyoruz. 

Derslerimde sıkça herkesin kendi gibi olması için alan açmaya gayret ediyorum. Fakat gördüğüm tablo maalesef ki insanların buna rağmen kendini fazlaca zorlaması, yandaki kişiyle kendini kıyaslaması, pozdan erken çıkmak isteyen bedenine izin vermemesi oluyor. Buna üzülmekle beraber bu tavrın kim bilir o kişi için ne kadar derinlerde olabileceğini düşünüyorum. Benim durumumda elbet bundan farksızdı ki halen bu gölge yanlarımla karşılaştığım olur ancak artık onların daha çok farkındayım ve bu da beni yönetmelerini zorlaştırıyor. Fakat bunları görmem zamanımı aldı. Pek çok yoga dersinde hocanın onayı için bedenimi zorladığımı farketmek, bazı zamanlar acıyan dizime rağmen pozda kalıp kendimi 1 sene o poza giremeyecek ölçüde sakatlamak gibi bedelleri oldu. İnsan bazen bedelini ödemeden öğrenemiyor fakat bu her durum için geçerli olmak zorunda değil. Hemen şimdi buna dair bir ışık tutarak yola koyulabiliriz.

Yoga derslerinde gözlemlediklerim genelde şöyle;


  • Bedeninizin esnekliğinden pek memnun değilsinizdir ve yandaki kişiyle kendi bedeninizi kıyaslama eğilimindesinizdir. 


Hatırlayalım ki;

Hepimizin bedeni parmak izimiz kadar farklı anatomilerdedir. Kemiklerin bağlantı açıları, kasların ve bağ dokuların uzunlukları, esneklik durumları çok farklıdır. Kaldı ki bundan öte hepimizin hem hikayesi, yaşadıkları hem de günlük yaşantımız farklıdır. Yan matınızdaki kişinin gün içinde ne kadar hareket ettiğini ne kadar süredir yoga yaptığını bilemezsiniz. Dolayısıyla kendinizi kıyaslamak için hiç bir zaman doğru bir referans değildir. 

Eklemek gerekir ki, eğer günde 8 saat masa başında çalışıyorsanız bedeninizden ''aklınızdaki'' esnekliği göstermesini beklemek de ona haksızlık olur. Ayrıca yoga, başarmanız gereken bir müsabaka değildir, bu nedenle de ulaşmanız gereken bir hedefte yoktur. Sizi yarışır hale getiren şeyin dışarıdaki haliniz olabileceğini kavramak ise önemli bir değişim yaratabilir. 


  • Bedeniniz pozdan çıkmak için size sinyaller veriyordur. Bu sinyaller bedensel bir acı olabileceği gibi içsel yoğun bir sıkıntı da olabilir. Buna rağmen sınıfta diğerleri pozdan çıkmadığı ve hoca pozdan çıkabilirsiniz diye ''onay'' vermediği için siz de kendinizi pozda kalmaya zorluyor olabilirsiniz. 


Hatırlayalım ki;

Aradığınız onayı her zaman dışardan almanız gerekmez. Aksine pek çok konuda içsel bir onay mekanizması kurmanız sizin hayrınızadır. Özellikle sınıf derslerinde pek çok pozu ortalama bir sürede yaparız ancak bu süre herkesin bedenine uygun olmayabilir. Kaldı ki geçmişte yaptığınızı bildiğiniz bir pozu bedeniniz o gün daha kısa süreliğine tolere ediyor olabilir. Burada mühim olan bedene ve içinize duyarlı bir biçimde ihtiyacınızı ve kendinizi gözeterek pratiğinizi yapmanızdır. Bu sinir sisteminize güvendesin mesajını verir ve kendinize dair bir sevgi göstergesidir. Sisteminiz bunu algılar ve bu durum pozu uzun süre yapmaktan çok daha şifalandırıcıdır. 

Ek olarak, hem dışarıdaki hayatta hemde sınıfın içinde sınırlarımızı zorlamaya teşvik ediliyor olabiliriz. Güçlendirici derslerde bu mümkündür ancak en önemli şey kişinin sınırına geldiğini, bedenin sınırına dayandığını bilmesidir. Eğer sınırınızı bilmiyorsanız, bedeninizi yeterince tanımıyorsanız bu durum tehlikeli olabilir. Günlük hayatta eğiliminiz daha çok sınırınızı zorlamak, başarmak, yapmak, koşuşturmak, birilerinin onayını almaya çalışmak yönündeyse, matın üzerine çıktığınızda biraz aksini denemek yani bırakmayı, olmayı, çabasızlığı davet etmek sizin için daha çok şifalandırıcı olabilir. Diğer yandan yine söylemek istiyorum ki günümüz insanı modern yaşamında hareketsiz bir bedene sahipken zor pozlara, sınırını fazla zorlayacak bir bedene sahip olduğunu düşünmesi ya da düşündürtülmesi gerçekçi değildir. Bu zor pozları hiç yapmayalım demek değil aksine güvenli ve yavaş adımlarla beden hazır olduğunda yapabilecek içsel gücü ve alanı kendi içimizde oluşturmaktır. 


  • Pozun içinde ihtiyaçlarımızı duymamak. Mesela üşüdünüz, ya da kemiğiniz yere batıyor ve idare ediyorsunuz. Nasılsa birazdan çıkacağız pozdan diye düşünüp ihtiyacınızı görmezden geliyorsunuz. 


Hatırlayalım ki;

Kendi ihtiyaçlarınızı duyup kendiniz için doğru olana emek harcamak önemli bir büyüme adımıdır. Yaptığınız yoganın size faydalı olmasını istiyorsanız ihtiyacınızı fark edip ona yanıt vermek, kendinize seni görüyorum demenin harika bir yoludur. 


  • Pozu bedene uydurmak yerine, bedeninizi poza uydurmaya çalışırsınız. Yani acıyan yerinizi duymazdan gelir, zorlanan bedeni görmezden gelirsiniz. Aslında yukarıda saydıklarımdan çok farklı olmayan bir durum. Derste sunulan hiza prensipleri sizin bedeninize uygun olmayabilir; toplu sınıf derslerinde genelde standart bir hiza verilir. 


Hatırlayalım ki;

Yoga asanaları bir amaç değil araçtır. Bir elbisenin size uyan bedenini giymek gibi hemen her yoga pozu, pozun ve bedenin durumuna göre destekli veya desteksiz bir biçimde her bedene uyarlanabilir. Burada pozu bir hedef olarak görmeden onun yaratmasını istediğimiz etkiye odaklanılarak yeniden yapılandırılması önemlidir. Katıldığınız dersteki hocadan bu konuda destek isteyebilirsiniz. Eğer bu konuda size opsiyon sunulmuyorsa belki de içinde bulunduğunuz dersi veren hocanın tecrübe ve yaklaşımını gözden geçirmeniz gerekebilir. Nasıl ki bir terziye gittiğinizde size kıyafetinizin onarılması gereken yeri için bir opsiyon vermesi gerekiyorsa aynı şey yoga eğitmeni içinde geçerlidir. Bu açıklık ve alanı, ilgiyi ve özeni hakettiğinizi kendinize hatırlatın. Ancak tabi ki eğitmeni rencide etmeyecek bir biçimde herkesin sınırları çerçevesinde bunu değerlendirebilirsiniz. 


  • Destek istemekten çekinmek. Pozun içindesinizdir ve o sırada bloğa veya yastığa ihtiyacınız vardır ancak elinizi kaldırıp dersin hocasından veya asistanından istemeye çekinirsiniz. İdare edersiniz. 


Hatırlayalım ki;

Bu durum çocukluktan gelen bir alışkanlık, baş etme yönteminiz olabilir. Yukarıda saydıklarımın çoğu böyle olabilir. O ayrı konu. Genel eğiliminiz aman şimdi istemeyeyim, rahatsızlık vermeyeyim yönündeyse bunu kırmak için özellikle isteyin. O rahatsızlık hissiniz halen orada olabilir. Olsun. Böyle böyle siz denedikçe bu durum değişecek ve o his geçecek. O bloğu o göz yastığını o battaniyeyi isteyin. Ve göreceksiniz dışarıdaki hayatınızda da bir süre sonra yardıma ihtiyacınız olduğunda istemeye başlayacaksınız. Ve sizin için bir şeyler yapmak isteyen insanlara da bir alan açmış olacaksınız.

Bir alışkanlığın dönüşmesi kolay değildir. Yine burada da bedene davrandığımız gibi şefkatle ve sabırla yaklaşmak önemli. Kendinize kızmadan, kızarsanız da bunu da fark edip kabul ederek. Üstelik şunu bilmemizde fayda var ki bir alışkanlığın tersine hareket etmek çoğu zaman içimizde rahatsızlık hissi yaratır. Bu hisse rağmen hareket etmemiz gerekir. Yani alışkanlığımızı dönüştürmek için iyi hissetmeyi beklemek gibi bir durum maalesef söz konusu değil. Rahatsızlık hissine rağmen hareket ettikçe bu his zamanla yerini daha iyi hislere bırakır. Başardığınızı buradan anlayabilirsiniz. Ancak insan olmak burda yazdığım kadar kolay değil biliyorum. Bazen tekrar başa döndüğünüzü boşuna uğraştığınızı düşünürsünüz. Bu da insan olmanın bir parçası. Ve her şey gibi geçici bir düşünce. Hayır başa dönmediniz. Her daim yoldasınız. 


Yoga uyanmakla ilgilidir. Matın üzerinde uyanmaya başladığınızda dışarıdaki yaşamınızda değişir. 

Namaste 


CONVERSATION

0 yorum:

Yukarı
Git